* Memlekete Mehmet Öz mevsimi geldi.. Şimdi elinizdeki brüksellahanasını sakince yere bırakıp, kaçın... 

* Seda Arun, babasının annesine 40’lı ve 50’li yıllarda yazdığı mektupları kitap haline getirmiş. Halit Özdemir Arun’u tanıyor musunuz? Özdemir Asaf’ın gerçek ismi olduğunu öğrenince ben de sizin gibi şaşırdım. Özdemir Asaf’ın askerlik yaptığı yıllarda eşine özlemini, ardından eşiyle aralarının bozulup kızını Türkiye’de bırakarak İsveç’e gidişini ve hasreti bizzat Özdemir Asaf’ın özel mektuplarından okuyunca içiniz burkuluyor. Hele de kitabı hazırlayanın, birinci yaşını askerde olduğu için babasının ancak mektupla kutlayabildiği kızı Seda Arun olduğunu öğrenince zaten dağılmamanız elde değil. Özdemir Asaf eşinden 1961 yılında ayrılmış... Eşi, kızı ve kendisinin sadece tek bir fotoğrafı var. Eşine yazdığı son mektubun son satırları ise kitabın en can alıcı ve unutulmaz anı... “Bana uzun mu yaşamak istersin, çok mu yaşamak istersin, diye sorsalar hiç tartışmadan ‘Çok yaşamak isterim’ derim’ diyerek bitiyor. Yaz kitabı arayanlara, hele de Özdemir Asaf’ın şiirlerini sevenlere tavsiye ederim. 

* Hakan Yıldırım’ın dünya çapında başarısının farkında mısınız? Bizim moda sektörümüz devlet destekli kredilerle yıllarca yırtmaya çalıştı, beceremedi. En büyük gururumuz Kıbrıs asıllı İngiltere’de yaşayan Hüseyin Çağlayan’dı. Hakan Yıldırım ise dişiyle tırnağıyla dünya çapında bir modacı olma yolunda ilerliyor. Madonna’sından Jenifer Lopez’ine ‘Hakaan’ marka tasarımlarını giydiriyor. Bravo Hakaan, Türkiye seninle guruuur duyuuuyor. 

* Bayhan mesleğine dönmüş, içliköfteci olmuş, basın olarak yine adamcağızın tepesine çöreklenmiş durumdayız. Yahu bırakalım şu adamı, bozmayalım dengesini. Geçen gün çektirdiği havalı bir fotoğrafta Bayhan’ın kıyafetlerine öyle bir styling yapmışlar ki ben İtalya’ya gidip pizzacı açtı zannettim. Her gece bir düet programında, o da ‘aynı’ hikâye. 

* Bir zamanlar yazılarıyla çok tartışılan Memduh Bayraktaroğlu, internethaber.com’da yeniden köşe yazmaya başladı. Daha doğrusu dönüşü fırtına gibi oldu da diyebiliriz. 

* Huysuz Virjin’in sahne aldığı bir ülke için hiç kimse bana ‘muhafazakâr’ dedirtemez. Seyfi Dursunoğlu’nun bütün servetini TEGV’ye bağışladığını biliyor muydunuz? Üstelik kendisi kimselere sormadan aramış, araştırmış, bulmuş ve hayattayken karar verip, gidip tüm servetini TEGV’ye bağışlamış. Yani Huysuz Virjin’in sahnesi ne kadar eğlenceli ise kalbi de o kadar büyük... 

* Tekbir giyim defilesinde mankenler sahnede cenaze namazı kılmışlar. Sakın kılınan bu cenaze namazı ‘din sömürüsünün geldiği son nokta’ için olmasın! Öyleyse gerçekten Allah rahmet eylesin. 

* Yıldırım aşk düğünü havuza atlayarak bitmiş. Ne diyelim; ‘Allah bir havuzda kocatsın...’

* Son yıllarda ‘devlet’ denilince sizin de aklınıza Cemil Çiçek geliyor mu? 

* Murathan Mungan’ın ‘Kibrit Çöpleri’ uzun romanların içinden çıkarılmış küçük paragraflara benziyor. Hikâye bir sayfa olunca okuması kısa sürüyor, ancak okuduklarınızı kafanızda tamamlamak birkaç saatinizi alıyor. Hayal mahsulleri. 

* 32. Gün deyince elbette aklımıza yine Mehmet Ali Birand geliyor. Ameliyat sonrası Birand fotoğraflarında gayet iyi gözüküyordu. Hastanede kendisini ziyaretim sırasında “Sevdiklerine iyi şeyler yazmayı sonraya bırakma” dedi. Güzel bir tavsiye... Siz de sevdiklerinize güzel şeyler yazmayı ertelemeyin... Bu vesile ile bir kez daha geçmiş olsun Sevgili Birand. 

* Yılda bir gün ama sadece bir gün 35 kişinin katledildiği Madımak Oteli’nin önünde anma yapmak isteyen insanlara neden izin verilmez? Bu kadar zor mudur, esnafının, valisinin, polisinin, Sivaslıların tahammül göstermesi? Yıllar önce insanların içini yakan bir ateşi sadece bir gün olsun söndürmek için saygı duruşuna gelen insanlara tahammül göstermek bu kadar mı imkânsız? Bunu bile anmayacaksa neyi anacak bu insanlar? Ne gelecek yıl ne de sonrasındaki yıllar o katliamı ne unutturabilir ne de anılmasını önleyebilir. Bu yıl olmadı, bari gelecek yıl anmayı yasaklamak yerine bu insanların nasıl düzenli bir şekilde anabileceğini düşünmeleri, uygun bir anma programını organize etmeyi akıl etmeleri gerekir. Bu devlet yakmaktan kurtaramadığı aydınlarını anılmaktan koruyorsa Yaksın Bu Dünya! 



Aziz Nesin’in o bakışları
* Sivas katliamının yapıldığı o güne dönelim. Otelin içinde aydınlarımız ve Aziz Nesin, dışarıda gözü dönmüş binlerce kişi... Bir ara kalabalık ile otelde rehin kalanların arasına bir manga asker, omuzlarında tüfekler olmasına rağmen gelip duruyorlar. Sadece havaya ateş açmaları bile kalabalığın dağılmasına yetecek. Ama ateş açmıyorlar. Emir geliyor, sessizce geri çekiliyorlar. Benim yıllardır merak ettiğim çekilme emrini askere kim veriyor, neden veriyor? Bu sahnenin hafızamdan asla gitmemesinin bir başka nedeni daha var. 32. Gün programı için hazırlanan Sivas Katliamı dosyasının montajı saatlerce sürmüştü. Mebusevler’deki 32. Gün ofisinin altındaki montaj odasında uykulu gözlerle dosyayı seyrettikten sonra asker sahnesinin yayın bandına girip girmemesi gerektiği uzun uzun tartışılmıştı.