Terörle (PKK ile) mücadelede değiştiği ilan edilen stratejinin önündeki engellerden en önemlisi Türk siyasal kültürüdür.

Sünni'yi laikleştirmek; Alevi'yi Sünnileştirmek; Kürt'ü Türkleştirmek; gayrimüslimi uzaklaştırmak; tüm yurttaşları uysallaştırmak ve her şeyi devlete tabii kılmak gibi bir geleneğimiz var. Bunun değiştiğine dair pek bir emare yok. Yöneten değişiyor ama yönetilenle ilişki aynı minvalde devam ediyor. Hukuk ve siyaset standartlarımızın uluslararası ölçütlere olan mesafesi daralmasına rağmen aynen duruyor.

Muhatabın halk olması

İlan edilen yeni yaklaşımda muhatabın Kürt halkı olacağı söylendi. Demokrasilerde olması gereken de bu. Ne var ki "halk" yekpare bir kitle değil. İçinde birbirinden farklı istek, ihtiyaç, çıkar, kaygı ve korku taşıyan; gelir ve sosyal konumları, siyasal güçleri eşit olmayan kümeler var. "Ben halkı muhatap alacağım" demek bu çoğulluğun bilinciyle davranacağım ve "Kürt halkı" içinde yer alan bütün kümeleri dinleyip beklentilerini karşılamaya çalışacağım demektir. Eğer öyleyse bunun nasıl yapılacağı, nasıl bir teşkilatlanma gerektirdiği açıklanmalıdır ki şimdiye kadar sistemle barışık olmayan kümeler işlerin düzeleceğine inansın. Şiddeti desteklemesin. Yeni stratejiyi birkaç seçili gazeteciye açıklayan yetkili şöyle demiş (Lale Kemal'den aktararak): "28. yılına giren PKK ile düşük yoğunluklu çatışmada MİT ve TSK, PKK'lıları vurup kırmaktan, öldürmekten söz etti... Bu anlayışı kırdık..." Kim kırdı burası belli değil. Başka bir kadro mu işi devraldı? PKK ile müzakere edilmeyeceğine göre bu işi yürüten MİT de devre dışına çıkarılmış görünüyor.

Bir yandan güvenlik yöntemleri sürecek izlenimi verilirken Uludere felaketinden sonra sivil yönetim, işi askeri hatta istihbari bürokrasiye ihale etmek konusunda isteksiz görünüyor. Açıklama yapan yetkili, "Kuzey Irak'ta PKK hedefleri sürekli vurularak çözüm gelmediği gibi sürekli saldırı politikası, PKK'nın Kandil'in bitişiğindeki İran'da üstlenmesi anlamına gelecek" diyerek İran'ın bu konuda pek güvenilemeyecek bir komşu olduğunu da ima ediyor. Bu durumda NATO'nun füze kalkanı savunma sisteminin bir parçasının Türkiye'nin güneydoğusunda kurulmasının nedeni de ortaya çıkıyor.

Barzani etmeni

PKK ve türevleri artık muhatap olmayacak çünkü örgüt kendisini muharip olarak konumlandırdı. Bu rolü sürdürdüğü müddetçe onunla seçtiği yöntemle mücadele edilecek. Ama ardındaki halk kazanıldığında yani örgüt temsili niteliğini yitirdiğinde, silah bırakma aşamasında Irak Kürt Özerk Yönetimi lideri Mesut Barzani'nin devreye girmesi öngörülüyor.

Bu ne kadar gerçekçi bir beklenti? PKK'nın Irak'ta ikametine izin veren M. Barzani'dir. (Bunu bizzat Öcalan, Taner Akçam'a itiraf etmiştir.) O zaman bir taraftan Arap milliyetçilerinin diğer taraftan TSK'nın tehdidi altındaki Barzani kendisini ve halkını savunacak müttefik arıyordu. Bugün Irak'ın dağılması ve Kürt özerk bölgesinin devletleşmesi olasılığı var. Bu birçok kesimle mücadele demek. PKK, Irak Kürt devletinin bağımsızlığını savunması karşılığında burada varlığını olduğu kadar İran ve Suriye Kürtleri üzerindeki nüfuzunu da sürdürebilir.

Bu rolüyle Türkiye ile anlaşması ancak yüksek tavizler elde etmesine bağlıdır. O nedenle sorunu PKK üzerinden değil onu destekleyen Kürt halk kesiti üzerinden çözmek ve geciktirilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı kapsamında yerinden yönetim yoluyla halkı yönetime katmak geciktirilmemesi gereken bir girişimdir. Ancak devam eden (Nevruz kutlamalarında görülen) yasakçılık ve Ahmet Türk'ün darp edilmesi gibi intikamcı resmi tavırlarla nasıl yumuşama sağlanacaktır? Plan kadar uygulama da önemlidir. Barış, savaştan daha zordur; hele muhataplar muharipse...