Daha Çamlıca tepelerine İstanbul’un en büyük camisi yapılacak haberini tartışamadan bir başka ‘büyük cami’ haberi Diyarbakır’dan geldi. Diyarbakır İl Müftüsü Nimetullah Erdoğmuş 19 Mayıs Stadı’nın yıkılıp yerine 20.000 kişilik büyük bir cami yapmak istediklerini söyledi. Hatta işi TOKİ devralmış bile. Bitmiş sayın!
Başbakan Diyarbakır’a cami yapılacak müjdesini en son Diyarbakır ziyaretinde vermişti. Diyarbakır’a 10.000 kişilik bir cami yapacağını söylemişti. Diyarbakır İl Müftüsü ise rakamın üzerine bir 10.000 daha koyup 20.000’e çıkarmış. Allah daha fazlasını versin!
Sanki memleketin görmediğimiz bir yerinde bir düğme var, birileri o düğmeye bastı ve Türkiye’nin dört bir tarafında büyük camiler yarışması başladı. Nedense hiç kimse de en güzel camiyi yapmaya çalışmıyor bu arada. Herkes en büyük cami yapma derdinde. 20.000, 30.000, 40.000 gibi rakamlar ortada dolanıyor. Güliver’in Ülkesi’nden cami manzaraları mübarek. Üstelik bunların hiçbirini doğru dürüst konuşamıyor tartışamıyoruz. İhaleler gizlice yapılıyor, yarışma açılmıyor, alelacele inşaatlara başlanıyor. Bu ülkede sıradan bir cuma günü tıpkı bugün olduğu gibi herhangi bir camiye gittiğinizde Türkiye’nin neresinde olursa olsun cemaatin caminin bahçesine sokaklara taştığını görürsünüz. Cuma günleri oluşan bu manzaraya ya da bayram namazı için gelen cemaatin fazlalığına bakarsanız Türkiye’de büyük camilere ihtiyaç varmış gibi bir algı oluşabilir. Oysa vakit namazlarına gittiğinizde camilerin neredeyse boş olduğunu görürsünüz.
Yine de bu konuları tartışamaz, konuşamazsınız.
Öyle ki büyük bir cami yerine güzel bir cami istemek bile din düşmanlığı damgasını yemek demektir.
Kabul etmek gerekir ki Diyarbakır dini olarak hassas bir şehrimiz. Nitekim Danimarka’daki peygambere hakaret eden karikatürler krizi çıktığında 80.000 kişi protesto için Diyarbakır meydanlarına toplanmıştı. Bu kalabalık, mevzuyu yakından bildiğini düşünen kimi yorumcular için başta Hizbullah’ın tabanı olarak algılansa da en son Mustazaf-Der’in kapatılmasını protesto gösterisinde sayı o kalabalığın onda birini bile bulamamıştı. Yani dini konulara hassasiyet olduğu duyarlılığın partiler üstü olduğundan hiç kimsenin bir şüphesi yok.
Gelin görün ki Diyarbakır’da cami yok değil fazlasıyla var.
Mesela Diyarbakır’ın kalbinde yer alan ve restorasyon çalışması yıllardır bitmek bilmeyen Ulu Cami bunların en önemlisi. Üstelik zengin tarihi ile sıradan bir cami de sayılmaz. Mesela ben son Diyarbakır ziyaretimde gidip yakından bakmıştım. Mimarisi son derece etkili ve görülmeye değer.
Seçimler öncesinde Başbakan Diyarbakır’da yeni bir cezaevi yapılacağı müjdesini vermişti! Şimdi sıra camiye geldi. Zaten Güneydoğu sorununda camileri, cezaevlerini konuşmaktan sıra bir türlü asıl meseleye gelemiyor.
Dün Diyarbakır’da yaşayan gazeteci bir meslektaşımı arayıp “Sence hükümetin Kürt sorununu devasa camilere toplanmış cemaatin dualarıyla çözmek gibi gizli bir planı olabilir mi” diye sordum. Esprilerin komplo teorisi olarak algılandığı bir coğrafyada yaşamanın tereddüdü ile şöyle bir duraksadı. Sonra bastı kahkahayı.
Ben ise gülmedim.
Espri dediğimiz pek çok şeyin -tıpkı kürtaj meselesinde olduğu gibi- hükümet programı olarak karşımıza çıktığı bir zaman aralığında yaşadığımızın artık farkındayım.
AK Partili belediyelere neden operasyon yok?
Dün 6 ilde operasyon vardı. Yine belediye başkanları tutuklandı. Bu sefer piyango BDP’li başkanlara vurdu. Genelde CHP’li belediye başkanları tutuklanıyor. Tutuklanmasalar bile ağır hapis cezaları ile yargılanıyorlar. Mesela CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’na 400 yıl hapis isteniyor. Yine de haksızlık yapmayalım en son tutuklanan Bodrum Belediye Başkanı Kocadon Demokrat Parti’den seçilmişti. Bodrum’un en köklü ve varlıklı ailesinden olan Kocadon yolsuzluk yapmakla suçlanıyor. Anası “Benim oğlum böyle bir şey yaparsa evlatlıktan reddederim” diye ağlıyormuş, ne gam! Türkiye’nin dört bir tarafında yapılan bu belediye operasyonlarına bakınca insan doğal olarak “Emniyet iyi çalışıyor, bravo savcılara” demekten kendini alamıyor. Öyle ya hiçkimse yolsuzluğun, rüşvetin yanında saf tutmaz, desteklemez. Gelin görün ki şeytan bir soruyu daha sormamız için dürtüyor: Türkiye’nin en çok belediye başkanı Ak Parti’den olmasına rağmen son 9 yıldır neden tek bir Ak Partili belediye başkanı gözaltına alınmadı? Hatta hakkında bir soruşturma bile açılmadı? Hiç mi acaba şu 9 yıl içinde Ak Parti’de yoldan çıkan, şeytana uyan bir belediye başkanı çıkmadı? “Yok çıkmadı” demek aklımıza olduğu kadar istatistik bilimine de hakarettir. Eğer bu kadar isabetli bir seçimi varsa başta Başbakan Erdoğan olmak üzere tüm Ak Parti MYK’sını kutlamak lazım. Yok eğer Ak Parti hükümette olduğu için sadece diğer partilerin belediye başkanlarına göz açtırılmıyor da Ak Partili başkanlara dokunulmuyorsa vah halimize. Yahu geçtim belediye başkanını bari nazarlık olarak bir Ak Partili belediyeye de göstermelik olsa da soruşturma açın. Böyle insan kendisini çok enayi gibi hissediyor. Bari bizi bu histen kurtarın. Sevaptır.