Dün Muhsin Kızılkaya’nın durumunu anlatıp “Tehdit edilen Kürt aydınları Kürt politikacılara emanet ediyoruz” yazıma, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan nihayet beklenen ses geldi. Gerçi akşam saatlerinde Hasip Kaplan sorduğum soruya karşı tepki gösteriyordu, “Neden her şeyden herkes bizi sorumlu tutuyor?” havasındaydı ama Selahattin Demirtaş’ın, Ferit Aslan’a yaptığı açıklamalardan sonra o da durdu. Demirtaş’ın açıklamasının özeti “Kimden kime gelirse baskıyı, tehdidi hoşgörmeyiz, kabul etmeyiz.” Hayli cesur bir açıklama. Her ne kadar BDP net şekilde tavrını koysa da PKK’ya yakın kimi internet sitelerinde değişen bir şey yok. Muhsin Kızılkaya başta olmak üzere Mehmet Metiner ve diğer Kürt aydınları dün yine PKK’ya yakın bir internet sitesinde tehdit edilmeye devam edildi. Güneydoğu hakkında farklı yaklaşımlarda bulunan Kürt aydınlarını devlet yakından koruyor, BDP sahipleniyor ama yetmez. Türk–Kürt demeden aydınlarımızın hepsinin ayağa kalkıp bu insanları sahiplenmesi gerekiyor. Düne kadar hemen her konuda net tavır koyan, imza kampanyaları düzenleyen, Güneydoğu meselesine kafa yoran aydınlar bu tehditler karşısında da tavrını net koymalıdır.
Elbette Kürt aydınlarına yönelik tehdidi bertaraf edecek tek adres Abdullah Öcalan’dır. Abdullah Öcalan bu tehditlere net bir açıklama getirene kadar Kürt aydınlarını korumak için yanlarında, arkalarında, önlerinde durmalıyız. Kürtler ile Türklerin entelektüel dayanışması günü birlik bir aşk hikâyesi değil. İyi günde kötü günde bir beraberlik yemini olmalı. Yıllardır hiçbir kampanyaya imza vermedim ama ilk imzayı ben atmaya hazırım. Kürt aydınlarını rahat bırakın, özgürce Kürt meselesi üzerine düşüncelerini yazsınlar. Onların özgürlüğü hepimizin özgürlüğüdür.
Dokunan yanmaz!
* Nagehan Alçı ile bir tartışma programına katılma. Zaman zaman 10 Rasim Ozan Kütahyalı gücünde olabiliyor.
* Okuyuculardan gelen özel sorulara yanıt ver. “Günde kaç kere sevişiyorsun” sorularına hazır ol ama dürüst olma!
* Şu aralar bir Ege dağları turu fena olmayabilir. Bach ile iyi gidecek zeytinyağını araştır.
* Trafik ihlallerine eğil. Plaka almak için yanında not defteri tut. Tampon çizilen kazalara tam sayfa ayır.
* Yardımcını, arkadaşını, ailevi problemleri öne çıkart. Biz bir aileyiz unutma!
Edip Gümüş, tahliye edildikten kısa bir süre sonra sırra kadem bastı.
Kaç Hizbullah kaç
Davul-zurnayla tahliye edildikten sonra yurtdışına kaçan Hizbullah yöneticisi Edip Gümüş taraftarlarının internet sitesine mektup yollamış. “Basın eğer tahliyelerden bir gün önce fark edip kıyameti kopartsalardı dışarı çıkamazdık” diyor. Mektupta en az dışarı kaçma süreci kadar kaçmaya karar verdikleri anı anlatması da ilginç. Ne zaman ki hükümet yetkilileri, “Şu anda yargı istese iki saatte halleder” demiş Hizbullahçılar o dakika kaçmaya karar vermiş. Mektubu okurken şunu fark ettim: Biz niye kaçtıkları için Hizbullahçılara kızıyoruz ki, kızacaksak bu kaçışı organize edenlere kızalım. Hizbullahçıların kaçışı hükümet ile yargı arasındaki bir ip çekme yarışının sonucu oldu. Davul zurnayla hayal bile edemeyecekleri şekilde cezaevinden çıkartıp, günlerce karşılıklı demeçler verdiler. Basının önünde yine karşılıklı açıklamalar yapıldı, çıkanları yakın takibe bile alınmadı. Ne hakla kaçan Hizbullahçılara kızabiliriz ki! Asıl adamların kaçması değil kaçmaması haber olurdu. Olmadı.
Kıbrıs’ta son tango
Başbakan dün Kıbrıs’la ilgili çılgın projesini açıkladı. Kıbrıs’ın su sorunu Akdeniz’in altından geçirilen bir boru hattı ile tamamen çözülecek. Neresinden baksanız sevindirici güzel bir haber. Bravo Başbakan’a… Ancak yeterli mi diye sorarsanız yeterli değil. Kıbrıs’ın hava kadar su kadar önemli bir şeye daha ihtiyacı var. Evet bildiniz: Özgürlük. Şu anda elleri kolları Türkiye tarafından bağlanmış ve sonsuz sürecek bir ‘kurtarılma’ bedelini ödemeye mahkûm edilmiş bezgin bir Kıbrıs var. 5 yıl sonra Türkiye’nin kurtardığı Kıbrıslı Türkler, Türkiye’ye karşı ayaklanırsa şaşırmayacağım. Yazın bir kenara bu tarihi. Hafta sonu Kıbrıs’taydım. Hava da güzel olunca Lefkoşa’da dolaştım. Bilmem aranızda ‘Yiğitler Burcu Parkı’nı gören var mı? Kıbrıs meselesinin bir özeti bu park. Park dediğime bakmayın dökülüyor. İçinde yol yok, çimler berbat durumda, ağaçlar bakımsız. Tuvalet bile yok. Uyduruk bir kafe var o kadar. İlginç olan, bu parkın ucuna gittiğinizde Lefkoşa’nın Rumların elinde olan bir mahallesini görmeniz. Bu park Güney Lefkoşa’nın en ucuz semtine bakıyor. Karşısında da bir park var ama gayet bakımlı. Rumlar çimlere uzanmışlar, cıvıl cıvıl… Telin arkasında elinizi uzatsanız dokunacağınız uzaklıkta yollar, apartmanlar, arabalarla bir Avrupa şehri duruyor. Kuzeyde kaldırımı bile olmayan yollar varken güneyde sabah koşuları için kullanılan yolun kenarından koşu pistinin geçtiği bir meydan var. Sırf bu manzara bile Kıbrıs gerçeğini suratımıza çarpıyor. Bu fark bu kadar net ortadayken Beşparmak Dağları’ndaki dev Kuzey Kıbrıs haritasını geceleri elektrikle aydınlatmayı bırakın o dağları yaksanız Kıbrıs’ı 5 yıl sonra bu tel örgülerle ayrı tutamazsınız. İşte o zaman Türkiye’den getirdiğiniz buz gibi soğuk suyu üzerine afiyetle içersiniz.