Yine Egemen Bağış, yine bomba bir açıklama ve yine kopan bir fırtına. Az gittik uz gittik, Ak Parti iktidarında Kıbrıs konusunda gele gele rahmetli Rauf Denktaş’ın durduğu yere geldik. Egemen Bağış Londra’da yaptığı açıklamada Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanabilme ihtimalinin de masanın üzerinde duran seçeneklerden biri olduğunu söylüyor. Bunu söylerken AB’liğini ne kadar anladı bilmiyorum ama ne Kıbrıs’ı ne de Kuzey Kıbrıslı Türklerin ruh halini hiç bilmediği ortaya çıkıyor. Nitekim Kuzey Kıbrıs’ta tepki o kadar büyük ki bazı gazeteler Egemen Bağış’a sövdükleri ‘Hass..r’ manşeti ile çıktılar. Egemen Bağış dün yaptığı açıklamada bu tür eleştirileri ‘Kıbrıs’taki Rum sempatizanlar’ın işi olarak tanımlıyor. Yani Egemen Bağış’ın görüşlerine katılmayanlar kafadan Rum sempatizanı olarak damgalanıyor. Hey gidi Rauf Denktaş hey. Onca yıl boşuna günahını almışız. AK Parti nasıl anayasa değişikliği ve Kürt sorununda statükocu devlet zihniyetine döndüyse Kıbrıs meselesinde de döndü dolaştı ulusalcı kanatın ezberlerine, korkularına ve yaftalamalarına geldi dayandı. Bundan bir süre önce yine bu köşede yazdım, “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” dedim. Bir kez daha aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum ama kısaca şunu belirtmeliyim ki Kıbrıs Türkiye’nin müstemlekesi değil. En azından Kıbrıslılar kendilerini böyle görmüyorlar. Bu sorunlu bakış açısı ileride çok daha büyük sorunlar yaşatabilir. Günün birinde Türkiye’den kurtulmaya çalışan Kıbrıslı Türklerin kurduğu ayrılıkçı örgütler bile ortaya çıkabilir.
Aslında çözümden önce ilk olarak hangi partiden olursa olsun Türkiye’de yaşayan siyasetçilerin kafalarının içindeki Kıbrıs algısını netleştirmemiz gerekiyor. 1974 yılının ‘kurtarıcı’ konumlandırması artık Kıbrıs meselesini çözmez sadece daha karmaşık bir noktaya getirir. Kuzey Kıbrıslılar tıpkı Kürtler gibi onurlu bir çözümden yana. Kendi kimliklerinin korunmasını ve saygı duyulmasını istiyorlar.
Eğer bunu bir kenara koyup yıllardır Türkiye’nin Kıbrıs’a yaklaştığı o sorunlu bakış açısı ile yaklaşırsanız kelimelerinizi tek tek cımbızlayacak kadar hassaslaşabiliyorlar. Egemen Bağış’ın sözlerinin böylesine bir infial yaratmasının ardında işte bunlar yatıyor. Ak Parti bu bakış açısıyla Kıbrıs sorununun çözümünde Mümtaz Soysal’dan da danışmanlık almaya başlarsa şaşırmayacağım. Ankaralılaşmak’tan sonra Kıbrıslılaşmak ile karşı karşıyayız. Başbakan Erdoğan’a sormak gerek, bilmem asıl tehlikenin farkında mı?

28 Şubat’ın davası olmaz!
Türkiye’de siyasi tartışmalar 28 Şubat soruşturmasına kilitlendi. Hemen herkes eteğindeki taşları döküyor. Ortalık toz duman. Ancak bütün bu kanlı tartışmalar yapılırken asıl konuşması gereken bir kesim susuyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin mi olur, bir HSYK sözcüsü mü olur bilemem, birilerinin ortaya çıkıp 28 Şubat soruşturması denilen soruşturmanın yapılıp yapılmadığını, sınırlarını ve hedeflerini açık bir şekilde anlatması gerekli. Bir grup gazetecinin diğer grup gazeteciyi madara etme aracının ötesinde ortada eğer Ergenekon veya Balyozvari bir soruşturma varsa kamuoyu bunu bazı gazetecilerin köşesindeki imalardan ya da televizyon ekranındaki tehditlerden değil resmi yetkililerden öğrenmelidir. Devlet ciddiyeti dediğiniz şey en azından bunu gerektirir.

Hayat Ali Ağaoğlu’na güzel
Bir gazeteyi açıyorum sevgilisi ile kutlamada, bir diğer gazeteyi açıyorum diğer bir sevgilisi ve ondan olan çocuğu ile verdiği özel ropörtajda, bir başka gazeteyi açıyorum ilk eşinden olan kızıyla bir başka röportajda, inanın Ali Ağaoğlu’nun aşk hayatı ile ilgili kafam allak bullak oldu. Normal şartlarda bunlardan bir tanesinin bile ilişkileri bitirebileceği bir ortamda Ali Ağaoğlu bırakın bitirmeyi hepsini daha da dolu dolu yaşıyor. Böylesine bir yaşam tarzı İsveç’te olsa kimsenin itiraz edeceğini sanmam, beni şaşırtan ise Türkiye’de de hiç kimsenin şikâyet etmemesi.

Takma kafaya Ali!
Dün Ali Eyüboğlu Milliyet gazetesinin ekindeki köşesinde benim Ahmet Hakan ile sosyal medyada çevirdiğim bir geyik muhabbetini diline dolamıştı. “Bunlar ciddi haberciler, böyle geyik muhabbeti çevirebilirler mi?” diyerek bizi CNNTÜRK yönetimine gammazlıyor. ‘Yeni Medya Düzeni’ni anlamamak tam da budur işte. Ali Eyüboğlu’nun kafasındaki gazetecilik biteli çok oldu.
O dokunulmaz, o ciddi, o kimsenin ulaşamadığı, burnundan kıl aldırmayan ‘tanrı haberciler’ kuşağının sonuna geldik.
Artık tam tersi ciddi haber verdikleri kadar işin geyiğini de çevirebilen tanrı yazarlığa soyunmayan, insan olmayı başarabilen habercilerin dönemindeyiz. Biz yeni kuşak gazeteciler için hayat sadece yaptığımız haberlerden veya çalıştığımız kurumlardan ibaret değil. Zaten yeni yetişen genç kuşaklar da artık kendi kurdukları mitlerin içine hapsolmuş hatta hafiften ego patlamasını şizofreniye bağlayan ‘önce gazeteci sonra insan’ habercileri istemiyor. Ali Eyüboğlu bizi mavra çevirdiğimiz için yönetime şikâyet etmiş, yarın bir gün Ali de köşesinde ciddi bir şey yazarsa ben de onu çalıştığı gazetenin yönetimine şikâyet etmeyi düşünüyorum. Zira bu haliyle ciddiye alınacak bir şey gözükmüyor.