Birileri CHP’ye bir komplo kuruyor, sanırım bunda hiç kimsenin bir tereddüdü yok. CHP’nin içinde birileri de CHP’lilere komplo kuruyor ya da hadi daha hafif deyimi ile söyleyelim kurulan komploya katılmıyor ama karşı da çıkmıyor.
Bu arada kimi CHP’liler de AK Partililere komplo kuruyor. Gazetecileri evlerinden alıp özel arabaları ile AK Partililerin aşk kaçamaklarını yakalatıyor. Bu resmin bütününü gören birileri ise bir taşla birkaç kuş vurmanın hesabını yapmış, santranç tahtasına bakarak hamlelerle bütün bu oyunu yönetiyor. Operasyon içinde operasyon yapılıyor. CHP için bu olay seçim öncesi öyle üzeri örtülebilecek sıradan bir olay değil. Zira bu sefer olayın kahramanları bizzat CHP’nin içinde... Gerçi Baykal’ı deviren kasette de benzer iddialar vardı, ama bu sefer telefon kayıtları, milletvekili beyanları ile her şey çırılçıplak ortaya çıkıyor. Kıyamet kopması lazım, kopmuyor! Yine de bu tablo Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinin bitişi için geri sayımın başlangıcıdır. Koltuk, altından kaymaya başladı. Seçimi çıkartırsa büyük başarı. Kimin kime operasyon yaptığını anlamamız için ise henüz erken. Elimizde kesin olan tek şey var. Bütün bu komplo ve operasyonun tek bir anahtarı var. Kendini gazeteci olarak tanıtan, Ankara siyasetinin koridorlarında fink atan, bir tuhaf gazetecimsi portre ile karşı karşıyayız. İklim Bayraktar Kaleli bu komplonun anahtarıdır. Onun ilişkilerinin açığa çıkması, tüm oyunun anlaşılmasını sağlayacaktır. İşe basit bir soruyu sorarak başlayabiliriz: Odatv’nin bütün çalışanları tutuklanmışken İklim Bayraktar Kaleli neden serbest bırakıldı? Bu basit sorunun ucundan tutup çekersek, gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

Beni Survivor Adası’na götür Acun
Ortalık öyle toz duman ki aklımdan bir adaya kaçıp gitmek geçiyor. Her konuyu yazarken tereddüt ile elimiz kaleme gidiyor. Birileri birilerine komplo düzenlerken, aynı anda da birileri diğerlerine operasyon düzenliyor. Kimin yanında duracaksınız, hangi fikri savunacaksınız, şaşırıyorsunuz. Bugün arkasında durduğumuz bir olayın ertesi gün bambaşka bir boyutu çıkıyor, mahcup oluyorsunuz. Bu toz duman arasında tek savunabildiğimiz, evrensel ilkeler... Özgür gazetecilik, bağımsız hukuk, insanlığın biat ettiği evrensel ilkeler ve en önemlisi, vicdanımız... İşte tam da böyle bir anda Acun Ilıcalı’nın, başarılı programı Survivor’ı nisan ayında yeniden başlattığı haberi geldi. Listeye baktım yok yok... Nihat Doğan bile var. Yahu Acun, tut şu bizim gazetecilerin elinden. Kurtar bizi bu çileden. Al götür bizi ıssız bir adaya... Doğa ile mücadeleye razıyım... Vahşi doğa bile şu an bulunduğumuz ortamdan daha güvenlidir. Varsın yarışalım...

Bu ne telaş?
Görevimiz tehlike 
* Telefonda sabit hattan konuşmak. 
* Ergenekon davasını eleştirmek. 
* Ergenekon davası ile ilgili espri yapmak. 
* Tutuklanan insanları tanıyor olmak. 
* Henüz tutuklanmayan insanları tanıyor olmak. 
* Araştırma kitabı yazmak. 
* Yazdığın araştırma kitabını bastırmak. 
* Tarafsız gazeteci olmak. 
* Aka ak, karaya kara demek. 
* Düşünmek!



Hay bin kunduz!
Demet Akalın ve Önder Bekensir aşkı Etiler usulü bir love story kıvamında seyrediyor. İkili yine birleşmiş. Karamba karambita! Bir aşk bu ikiliye ancak bu kadar yakışabilir. İkilinin ayrılma ve kavuşma nöbetlerinden bize gına gelmiş olsa da onlar kendi gerçekliklerinde mutlular. Akalın şarkılarındaki 15 dakikalık kederler, bir gecelik büyük aşklara inanmayanlara kapak olsun! Yine de o şarkılar mı bu aşkı taklit ediyor, bu şarkılar mı o aşkı, hâlâ kararsızım.

Kapalı kapılar ardında
İstanbul Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer dün gece yarısı saat 03.00’te Başbakan’ın tasarrufu ile görevden alındı. 2007’de sürpriz şekilde gelmişti, gidişi de alışılmadık bir biçimde oldu. Akşam gazetesi olayı ‘şok’ olarak duyururken Ali Fuat Yılmazer ‘durumu abartmamak gerektiğini, normal bir atama’ olduğunu belirtiyor. Gazete aslında abartmıyor. Zira Yılmazer, İstanbul Emniyeti’nin en güçlü ismiydi... Ergenekon soruşturmasını yöneten ekibin başındaydı. Hem Ergenekon hem de Hrant Dink davası nedeniyle tutuklu bulunan Hanefi Avcı ve Nedim Şener ile karşılıklı davalıydılar. Daha önce Şener gözaltına alındığında bu duruma dikkat çekmiş ve hukuki olarak davalı bir emniyet müdürü ile gazetecinin böylesine bir operasyonda karşı karşıya gelmesinin ‘adil’ olmadığını vurgulamıştım. İstanbul’da kulislerde konuşulan, Hüseyin Çapkın’ın pek çok operasyonda by-pass edildiği şeklindeydi. Gerçek böyle miydi, emin değilim, ama kamuoyunda oluşan algı böyleydi. Çapkın istihbarat şubesini kendisine bağlayarak böyle bir yanlış algıyı da düzeltecektir. Yılmazer için de en azından bu gibi iddialar ve yorucu bir Ergenekon operasyonundan sonra biraz dinlenme imkânı doğdu. Yine de hâlâ cevabını bulamadığım bir soru var: Ne oldu da 4 yıldır görevinin başında olan bir emniyet müdürü, gecenin bir yarısı, sabahı bile beklemeden görevinden alındı.