28 Şubat salvoları Meclis gruplarından ekranlara sıçradı.
CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge”si önceki gece sert tartışmalara sahne oldu. Can Ataklı’nın dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel’in istifasıyla ilgili iddiaları üzerine Aydın Doğan programa bağlanarak hayli sert tepki gösterdi. Ertuğrul Özkök de Hürriyet’teki köşesinde Yücel’e yolsuzluk dosyaları üzerinden baskı yapıldığı suçlamalarının gerçek dışı olduğu belirterek, aksinin kanıtlanması halinde geçerli olacak açık istifa mektubu yayımladı.
28 Şubat elbette bütün yönleriyle tartışılmalı. Medyanın günahları varsa, üzerine gidilmeli.
Ancak bu eleştiriler; “28 Şubatvari” bir yaklaşımla “durumdan vazife çıkarmaya” yönelik olmamalı ve en kötüsü de o zamanki “cadı avı” günümüzde yeni ihbar furyasına dönüşmemeli.
Her gece bir kanalda medya geçmişi olmayan “muhbir vatandaşlar” dönemin gazete ve televizyon yöneticilerine yönelik soruşturma tehditleri savuruyorlar.
28 Şubat davası açılırsa taraflar dönemin gerçeklerini anlatırlar.
Ekranlardaki “linç” furyası utanç vericidir.
Onca gazetecinin cezaevinde olduğu, muhalif yazarların köşelerinden olduğu bir dönemde ekranlarda “sivil andıç”çıları hüzünle izliyoruz.
Dün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP lideri Erdoğan’a yönelik, “28 Şubat seni Başbakan yapmak için yapılan bir manevraydı” sözünün tanık olduğumuz olaylarla bağdaşmadığını anlatmıştık. Kemal Bey o konuşmasında, “28 Şubat’ta bedeli sen mi ödedin? Onun mağduru rahmetli Erbakan’dır. Sen ne yaptın, gittin Erbakan’ı arkadan hançerledin” demişti.
Gerçekten öyle mi oldu?
Erbakan 1977 yazında Başbakanlık’tan istifa edip Refah Partisi kapatıldıktan sonra AKP 2002 seçimleriyle iktidara gelinceye dek 5 yılda neler oldu?
Acaba iktidar Tayyip Erdoğan’a “altın tepsi”de mi sunuldu?
Sondan başlayalım; AKP kurulduktan sonra Erdoğan ve Gül’ün ABD’ye yaptıkları ilk ziyarette Başbakan Ecevit, Bush’un resmi davetlisi olarak Washington’daydı. Türkiye Başbakanı ABD’de olduğu için Erdoğan ve Gül’e Dışişleri Bakanlığı müsteşar düzeyinde bile randevu vermemişti!
28 Şubat ertesi Mesut Yılmaz Türkbank skandalı ile düştükten sonra kurulan Ecevit Hükümeti, 1999 seçimlerinden birinci parti olarak çıktıysa bunda yolsuzluklar kadar Öcalan’ın ABD tarafından Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesi etkendir. 2001 ekonomik krizi AKP’yi iktidara taşımıştır.
Fazilet kongresinde Erbakan, Gül’ün seçilmesini engelleyerek Kutan’la yola devam etmiştir. Değişime direnen lidere karşı yeni parti kurmak “Hoca’yı hançerlemek” oluyorsa, 1972’de İsmet Paşa’dan CHP liderliğini alan Ecevit’in tutumuna ne diyeceğiz?
Kemal Bey, Politbüro’yu devirirken Baykal’ın kasetini “etik” bir sorun olarak gördü mü?
Aday oldu ve seçildi.
Kaset ortaya çıkmasa CHP genel başkanlığı koltuğunda Deniz Baykal
oturuyor olacaktı!