12 Eylül 1980'de önceden hazırlanmış çatışma senaryolarıyla darbe yaparak iktidara el koyan Kenan Evren ve arkadaşları (hayatta kalan Tahsin Şahinkaya) bir süre doğrudan sonra da kendilerine ceza verilemeyeceği maddesini içeren (geçici 15.) Anayasa ile dolaylı olarak yıllarca ülkeyi yönettiler. Şimdi bu fiilleri için yargılanıyorlar. Şükür bugünleri gördük. Mahkemeye sundukları savunma metninde onlar da darbeleri "ahlaksızca" bulduklarını söylüyorlar.

Gerçekten de öyle, kendilerini korusunlar diye verdiği silahları milletine doğrultan, onu tehdit eden, istediğini yapmadığında işkence eden, hapislere atan, yurttaşlıktan çıkaran bir iradeyi temsil ediyorlar. Buna da hakları olduğuna inandırmaya çabaladılar insanları.

Ahlaksızca olan bunun farkında olmaları ve inanılmaz bir pişkinlikle "darbe teşebbüsü suçtur" darbe yapmak ve iktidarı ele almak değildir diyorlar. Mantıkları şöyle: Darbe yapan başaramazsa yasalarda var olan seçilmiş bir hükümetin çalışmasını engellemek, Meclis'i çalışamaz hale getirmek veya ilga etmek suçlarından mahkûm edilebilir. Ama darbe başarıya ulaşıp mevcut hükümet ve Meclis dağıtılır ve darbeciler tarafından yenisi kurulursa, onlar "kurucu irade" olurlar. Bu yetkiyle de yeni anayasa ve yasalar yapabilirler. Kendi yaptıkları yasalar da onları mahkûm etmez, edemez.


Evren pişman değil ki...

Darbe yapmak ahlaksızsa bu mantıkla yapılan bir savunma nedir? Ahlaksızlık olduğu kadar yüzsüzlüktür. Milletle alay etmektir. Yapılması gereken ibret-i alem için bu pişkin darbecileri işledikleri "insanlığa karşı" suçlardan ötürü mahkûm ettirmek ve sonra ömür boyu evlerinde göz altında tutarak yıllarca zindanlarda çürüttükleri kurbanlarının ne hissettiklerini bir nebze anımsatmaktır.

Bu olasılık karşısında Evren "intihar ederim" demiş. Kendi bilir. Ama bunu yapabilmesi için biraz geçmişinden pişman olması gerekir. Pek öyle gözükmüyor ve "yine yapardım" kıvamında açıklamalar yapıyor.
Bu haliyle de bana başka bir pişkinlik öyküsünü hatırlatıyor.

ABD'nin Kuzey Carolina eyaleti Charlotte kentinde bir avukat çok pahalı bir kutu puro satın alır. Gider puroları sigorta ettirir. Olasılıklar arasında yangın da vardır. Bir ay geçer, avukat bu lezzetli puroların hepsini içer bitirir. Sonra gider ve sigorta şirketine puroların yandığına ilişkin beyanda bulunur. Beyanında puroların "bir dizi küçük yangınlarda" yok olduğunu belirtir. Sigorta şirketi külyutmaz ve avukatın bilindik şekilde puroları içip bitirdiği gerekçesiyle herhangi bir ödeme yapmayı reddeder.

Bunu üzerine avukat sigorta şirketi aleyhine dava açar ve kazanır! Ama durun öykü burada bitmiyor! Hakim kararını verirken sigorta şirketinin avukatın sahte beyanda bulunduğu gerekçesini kabul eder. Ama avukatın şirketle bir sigorta anlaşması yaptığını, şirketin puroların sigortalanabileceğini kabul ettiğini ve bunun yangını da içerdiğini, ne tür bir yangın kastedildiğinin belirtilmediğini yani neyin "iyi yangın", neyin "kötü yangın" olduğunun açık olmadığını söyler. O nedenle avukata kaybından doğan tazminatın sigorta şirketi tarafından verilmesini emreder. Uzun ve pahalı temyiz sürecinden kaçınan sigorta şirketi avukata "küçük yangınlarda" kül olan puroları karşılığında 15 bin dolar ödeme yapar.

Durun öykü burada da bitmiyor! Avukat aldığı çeki bozdurduğu anda sigorta şirketi onu 24 ayrı yangın çıkarma (kundaklama) suçundan tutuklatır. Daha önceki dava sırasında verdiği yeminli ifadede kayda geçen kendi sigortalı malını kasten yaktığı için avukat 24 ay hapse ve 24 bin dolar para cezasına çarptırılır. Bu gerçek bir öyküdür. Gelin biz de bizim pişkin darbecilere ülkeye ve millete verdikleri zarar karşılığında bize çıkarmak istedikleri faturayı onlara ödetelim ve onların kurnazlığını yutmayacağımızı gösterelim ki başkaları aynı numarayı yapmasın!