Konu hakkında bilgi almak isteyen tüm gazetecilerin PKK liderleri ile görüştükten sonra başlarına pek çok bela gelmiştir.

Otuz bin cana mal olan ‘terörle mücadele’ hâlâ devam ederken Öcalan’dan Karayılan’a kadar PKK liderleri ile görüşen hemen tüm gazetecilerin başına gelmedik olay kalmamıştır.
Öcalan ile Bekaa’da ilk görüşen Mehmet Ali Birand’a DGM’de davalar açılmıştır. Hatta ardından TRT’de kendisine yönelik açılan davaların hemen hepsi Birand’ın deyimi ile ‘Öcalan görüşmesinin bedelidir.’ Ardından Öcalan ile görüşen Perinçek, Yalçın Küçük yıllarca cezaevine düşmüştür. En iyimseri bile Fatih Altaylı’nın Avrupada gerçekleştirdiği görüşme sonrası olduğu gibi MİT’e çağrılmış, bilgisine başvurulmak istenmiştir. Coşkun Aral’dan kampta çektiği tüm fotoğraflar talep edilmiş, Sabati Karakurt’un evi basılmış, hakkında davalar açılmıştır. 

Cemal de kurtulamadı
Belki de bu hengamede en ucuz kurtulan Hasan Cemal olmuştur diye aklınızdan geçirebilirsiniz. Yanılırsınız. Hasan Cemal bir gün anılarında yazar belki ama şimdiden bir ipucu vereyim. Kandil’de Karayılan ile yaptığı görüşmeler zamanındaki genel yayın yönetmeni tarafından sansürlenmek istenmiş, iş Hasan Cemal gazeteden ayrılma noktasına kadar getirilmiştir. Demek istediğim Türkiye’nin en önemli meselesi hakkında bilgi almak isteyen tüm gazeteciler öyle ya da böyle PKK liderleri ile görüştükten sonra başlarına gazetecilik dışında pek çok bela gelmiştir. İşte bu sürecin en son kurbanı geçtiğimiz günlerde Murat Karayılan ile görüşen Akşam gazetesinden Serdar Akinan. Müthiş bir karalama kampanyasının göbeğinde. Üstelik ulusalcı görüşleri de başına dert olmuş gözüküyor. Zorlama bağlantılar ile nerede ise PKK’nın yaptığı bütün eylemler Serdar Akinan’ın üzerine yıkılıyor.

Emre Uslu’ya dokunan yanmıyormuş
Dün öğle yemeği için babam ve ablam ile bir hamburgercide buluştuk (tahmin ettiğiniz tartışılan hamburgerci değil heyecanlanmayın) telefonum acı acı çaldı! Açtım karşımda kızgın ve sitemkâr sesi ile Emre Uslu. Pazar günü yazdığım ‘Emre Uslu’ya dokunan yanıyor, bu polemiğe girmek istemiyorum ama Akşam yazarları tutuklanmadan bu polemiği atlatırlarsa şanslılar’ satırlarıma alınmış. Kısaca ‘Bana dokunan yanmıyor, bunu düzelt gerekirse polemiğe de gir…’ diyor. Peki madem Emre Uslu bu polemiğe girmemi istiyor o zaman (hafif tırsarak) görüşlerimi belirteyim.
Benim anladığım kadarı ile ortada birbirine iliştirilmeye çalışılan iki ayrı tartışma var. Biri Akşam gazetesinin Emre Uslu’yu ve haberde adı geçenleri PKK’ya hedef gösteren haberi... Emre Uslu bu haberin tonu karşısında rahatsız olmakta, İsmail Küçükkaya’ya kızmakta (bence) haklı. Bir denge adamı olarak kendini basınımıza lanse eden İsmail Küçükkaya en azından sonrası günlerde Emre Uslu’nun bu konuyla ilgili görüşlerine yer verebilirdi. Yapmadı. Bunu tartışabilir ve eleştirebiliriz. İkinci tartışma ise Serdar Akinan’ın Murat Karayılan ile görüşmesi ve bu konu ile ilgili gözlemlerinden duyulan rahatsızlık. Emre Uslu Akşam’ı Akinan’ın yönlendirdiğini düşünüyor. Olacak iş değil. Serdar Akinan’ın Akşam yönetimi ile uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Yıllardır gazeteye gitmiyor. Zaten son yıllarda medyadan da çekildi, Çatalca’da münzevi bir hayat yaşıyor. Başta Emre Uslu kimi çevreler Serdar’ın ulusalcı kimliğinden yola çıkarak tüm bu süreci onun üzerine yıkmaya çalışıyorlar. Serdar’ı hiçbir bağlantısı olmadığı odatv ile irtibatlandırma gayretindeler. Nerede ise PKK’nın tüm eylemlerini Serdar’a yıkacaklar. Bu kadarla kalsa iyi Emre Uslu kendisine yapılan haksızlığın da öfkesiyle İsmail Küçükkaya’yı bile Ergenekoncu ilan edip Başbakan’a şikâyet edecek kadar bayrağı ileriye taşıdı… Dün benimle yaptığı telefon konuşmasında hâlâ Serdar’ın yıllar önce televizyonda yaptığı röportajları delil olarak göstermeye çabalıyordu.

Karar vakti; köşeyazarı mı, polis mi?
Emre Uslu basınımızda yeni bir kalem. Polisin içinde mesleki geçmişi sayesinde irtibat kurduğu değerli kaynakları var. Bu kaynaklardan aldığı bilgileri analiz olarak kamuoyu ile paylaşıyor, gözlemlerde bulunuyor. Her terör eylemini önceden tahmin ettiği için ‘Nostradamus Emre’ diye dalga geçenler olsa da benim bir itirazım yok. Alınmazsa kendisinden tecrübeli bir meslektaşı olarak birkaç önerim var. Emre Uslu’nun basında haksızlığa uğradığını ya da fikirlerini katılmadığını düşündüğü gazeteciler ile polemiğe girdiğinde ciddi bir problem yaşanıyor. Emre Uslu (hepsini olmasa da) polemiğe girdiği gazetecileri Ergenekon mensubu olarak konumlandırıyor. Bir köşeyazarı polemiğinin ötesine geçip, bir polis soruşturmasına soyunuyor. Eleştirmiyor, itham ediyor. Fikrine karşı çıkmıyor, suçluyor. Eski meslektaşı polislere bir anlamda hedef gösteriyor. Yalnızca bir köşeyazarı için değil irtibat halinde olduğu polisler hatta yazdığı Taraf için de oldukça problemli bir durum bu... ‘Emre Uslu ile polemiğe giren yanıyor’ algısı bence bu üslup yüzünden doğuyor. Böyle bir algı doğmasına rağmen ben oturup söylediklerimi bir kez daha gözden geçirmeye, yanılıyorsam da özür dilemeye hazırım. Umarım Emre Uslu da kendi yazılarını bir de bu gözle okuyup değerlendirir. Artık bir karar vermesi şart. Hem polis hem de köşeyazarı aynı anda olunmuyor. Yani Emre iki onurlu meslekten birini seçmelisin; Karar ver ‘Polis misin, köşeyazarı mı?’