Kürt sorununda duraksayan çözüm sürecini açacak son hamle Leyla Zana'nın Başbakan'la görüşmesi oldu.
Sorunun bütün tarafları pozisyonlarını bu görüşmeye göre yeniden belirlediler. İyi de oldu; herkesin söylemde değil ama eylemde nerede durduğu daha iyi anlaşılacak.
Hükümetin, PKK ve yan kuruluşlarıyla yürüttüğü resmi (gayriresmi görünümde olsalar da) görüşmeler yeni şiddet eylemleriyle kesilmişti. PKK bir dizi kanlı baskın ve pusu eylemleriyle süreci sabote ederken hükümeti de suçlamıştı: "Oslo görüşmelerinde mutabık kalınan noktalar belgeleştirilmişti ama hükümet onları bir mutabakat metni olarak görüp onaylamadı".
Diğer yandan, "Görüşmeler sürerken askeri operasyonlar ve KCK tutuklamaları sürüyor" diyerek şiddet eylemlerini gerekçelendirdi. Sonuç: Kan ve şiddet sarmalı...
Zana faktörü
Leyla Zana, önce tıkanan sürecin Başbakan'ın girişimiyle açılabileceği, onun müdahalesinin (daha doğrusu müdahil olmasının) kurumsal süreci harekete geçirip hızlandıracağı öngörüsüyle hareket etti.
Bu hamlenin iki muhatabı vardı: Şiddet ve tepkiden başka bir refleks geliştiremeyen devlet ve aynıyla hareket eden ve Kürt tarafında sivil-demokratik hamlelerin önünü tıkayan; güç tekelini elinde bulundurmakta ısrar eden PKK.
Başbakan Erdoğan devlet kesimine egemen. Onun dediği oluyor. Ama PKK tarafında iradenin nasıl oluştuğu pek belli değil ve öngörülebilirlik oldukça sınırlı.
Örneğin A. Öcalan, PKK'nın saldırılarına fevkalade kızgın görünüyor. Bunu Adalet Bakanı'na gönderdiği mektuplarda ifade ediyor.
Örgütün onun talimatları dışında hareket ettiğini söylüyor ve bunu düzeltmek için örgütüyle aracısız temas kurmak istiyor.
Bildiğimiz kadarıyla bu şimdiye kadar mümkün olmadı. İşte bu kopuk halkayı oluşturmak üzere Leyla Zana harekete geçti.
Ne beklenebilir?
Zana, A. Öcalan'a olduğu kadar, Kuzey Irak Kürt Yönetimi başkanı M. Barzani'ye de yakın bir isim.
Son zamanda Zana ile Barzani (muhtemelen C. Talabani) ile görüşen L. Zana tıkanan süreci Öcalan'ın müdahalesiyle açmak ve kendi başına hareket eden PKK'yı dizginlemek için kimsenin itiraz edemeyeceği liderini devreye sokmanın gerektiğini gördü.
Böylece,
1- Abdullah Öcalan'ın başlattığı ve yakalanana kadar yönettiği örgüt üzerinde belirleyici bir etkisi olup olmadığı anlaşılacak.
2- PKK'nın daha çok Türkiye gerçekleriyle mi Ortadoğu'nun karanlık güç dengeleriyle mi ilintili olduğu ortaya çıkacak.
3- Şu anda silahlı aktörlerin etkisinde olan PKK'nın Öcalan-Zana-Barzani çizgisinde barışa ve silahsız siyasete razı olup olmadığı anlaşılacak.
Bütün bunlar artık Türkiye'nin 'Kürt sorunu'nu çözme kapasitesine kavuşup kavuşmadığını, PKK'nın da Kürt sorununun yerini alıp almadığını gösterecek. Yani şapkanın düşüp, kelin görüneceği an yaklaşıyor. O nedenle A. Öcalan'ın devreye sokulmasının denenmesi, meselenin tıkandığı bu dönemde, önem kazanıyor.
"Bu dönem" diyorum çünkü PKK, Zana'nın girişiminden oldukça rahatsız görünüyor. Duran Kalkan, TC'yi askeri yenilgiye uğratmaktan söz ediyor. Son zamanda iyimser ve barışsever mesajların sahibi olan Murat Karayılan, "Karakol baskınları gibi eylemler yapmıyoruz gibi bir cümle kullanmadım" diye uyanan iyimserliğe ayar çekti (Fırat Haber Ajansı'na verdiği demeç). "Bugün Kürdistan'da bir savaş var... Tek seçeneğimiz AKP'nin merhametine sığınmak değil ya da illa mutlaka diyalogla çözüm değil. Eğer diyalogla çözüme gelmezlerse, gerekirse Güney Kürdistan'la birleşerek, bağımsızlığımızı ilan ederiz" demekten çekinmedi.
Niyet belli, yöntem belli. Eğer 'Kürt sorunu'na barışçı bir son bulunacaksa PKK'nın silahlı kanadından başka bir muhatap lazım. İşte Leyla Zana'nın A. Öcalan'ı devreye sokmak girişimi tam da bu noktada önem kazanıyor.