Farkında mısınız mizah dergisi Penguen bu hafta şahane bir kapakla çıktı. Ancak bir mizah dergisinin şahane bir kapakla çıkıyor olması genelde memleket için işlerin şahane gitmediğinin kanıtıdır. Nitekim Penguen’in de kapağında açıklama yapan üniformalı bir memur ve ona soru soran gazeteciler var. Olay sıradan bir basın toplantısı ama gelin görün ki parmaklıklar ardında geçiyor!
Türkiye’de çok vahim bir basın özgürlüğü tablosu var. Yelpazenin sağından soluna kadar farklı düşüncelerdeki gazeteciler inanılmaz ağır hapis cezalarıyla yargılanıyorlar. Penguen’in bugün güldüğümüz karikatürünün tercümesi aslında “Güleriz ağlanacak halimize” olmalı. Bir dönem Türk basınında moda, havaalanı yakınlarına plaza yapmaktı. Bu camdan kulelere taşınılırken basına dair pek çok gelenek de geride bırakıldı. Görünen o ki şimdi gazeteciler için ‘zorunlu moda’ cezaevine taşınmak. Zaman gazetesinden Odatv’ye, Taraf gazetesinden Milliyet’e kadar hemen her gazeteci ya hapse düşmüş ya da hapse düşme korkusuyla yaşarken ve anladığımız kadarıyla Başbakan durumu pek de önemsemezken en iyisi ben size yeni bir öneri getireyim.
Madem gazetecileri sürüm sürüm süründüren ve sayıları 30’u bulan kanun maddeleri değiştirilemiyor gelin tek bir kanun maddesini değiştirelim. Diyelim ki “Hangi nedenle olursa olsun cezaevine düşen gazetecilerin ifade özgürlükleri elinden alınamaz ve gerekli teknik imkânları kullanmalarına izin verilir.” Yani gazeteciler cezaevinden de gazetecilik yapabilir. Hadi değiştirin yasayı benim dediğim gibi verin gazetecilere birer internet bağlantısı da olan bilgisayar, görün bakalım gazetelere rekabet nasıl geri geliyor. Cezaevinden yayımlanacak gazetenin adını da ben koyayım hadi: SİLİVRİ POST. Üstelik çok satan siyasi kitapların yazarlarının hemen hepsi ya cezaevinde ya da mahkeme önünde olduklarına göre kitap dünyasına da bir hareket gelir ki, yeme de yanında yat!
Komutan eşlerini aşağılamak!
Balyoz’dan tutuklu subayların eşleri konuşmaya başladı. Bugün Anıtkabir’e çıkacaklar. Sen misin çıkan, Engin Ardıç tutuklu komutanların eşleriyle dalgasını geçiyor. Üstelik yalnız da değil. Gerek medyada gerekse halkımız arasında tutuklu subayların eşlerine yönelik böyle Engin Ardıçvari hoyrat bir tavır var. Düşene vurulmaz demeyeceğim! Hadi tutuklu subaylarla dalganızı geçip, kendinizi tutamayıp oturduğunuz yerde zıplayarak seviniyorsunuz, demediğinizi bırakmıyorsunuz bunu da anlayışla karşılayalım ama ailelerle alıp veremediğiniz nedir? Aklınızı geçtim, hiç mi kalbiniz kalmadı. Kocası suçlu olanların eşleri de mi suçlu? Bugün eşlerinin kuaför parasına kafayı takan Engin Ardıç seviyeyi ne zaman tutuklu subayların çocuklarının kantin harçlıklarına getirecek, onu da ürkerek bekliyorum.
Her şey daha iyi olur
Dan ve Terry’yi tanıyor musunuz? Yan yana oturup yaptıkları konuşmayı şu ana kadar sadece YouTube’ta 1.241.507 kişi seyretmiş. Konuşmalarında muhafazakâr ailelerin arasında nasıl büyüdüklerini ve en önemlisi eşcinsel olma süreçlerinde yaşadıkları zorlukları anlatıyorlar.
Ailelerinin çevrenin baskısını ve bu baskılara karşı nasıl direndiklerini anlatırken umut vaat ediyorlar. Kötü anlarla nasıl başa çıktıklarını neşeli anekdotlarla süslüyorlar. Üstelik yalnız da değiller, binlerce kişi deneyimlerini YouTube’a yüklemeye başlamış. Videoları izleyenlerin toplamı 2.5 milyonu bulmuş. YouTube da kampanyayı sahiplenmiş ve bir kanal açmış. Dan ve Terry, ABD’nin taşrasında muhafazakâr kesimlerde artan ergen eşcinsel intiharlarını bir nebze olsun bu kampanya ile engellemişler. Görüyorsunuz dünyada Aliye Kavaf’ın ya da huysuz ihtiyarların aklının alamayacağı şeyler oluyor! Bu kampanya iki açıdan önemli. İlki sosyal medya sadece felaketlerde, devrimlerde değil; çok daha bireysel ortamlarda da işe yarayabildiğini gösteriyor. İkincisi ise hayat ile ilgili başı belada herkese önemli bir mesaj veriyor. Biraz şairane çevirirsek ‘it gets better’, ‘başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma…’ anlamına da geliyor.
Reklamlarda yas var
Bugün reklam dünyası genç bir yeteneğini gözyaşları içinde uğurluyor. Rafineri’nin kurucusu Murat Çetintürk’ü yıllar önce tanımıştım. Bende bıraktığı izlenim, bir dünya vatandaşı olmasıydı. Her reklamcı gibi onun da çalışmaktan çok, gezeceği bir hayatın hayali ta o zamanlar dilinin ucundaydı.
Hatta bir tekne yaptırmaya girişmiş ve işi-gücü kızağa alıp, o tekneyi denize indirmeye karar vermişti. Her reklamcı gibi o da hayallerini erteledi. Bir dünya insanı olarak Brezilya’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Reklam dünyası bu en yaratıcı gencini sonsuzluğa uğurlarken verilen ilanlara baktım. Murat Çetintürk’ün, 1991’de reklam yazarlığına başladığı Alice BBDO’nun duygusal ilanı beni çok etkiledi. Murat’ın işe ilk girdiği günden başlayıp hem iş hem özel hayatı bir paragrafta ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Veda paragrafının son cümlesi, “Bir şair kadar hassas, bir asker kadar sağlamdı. Şimdilik hoşça kal Murat” diye bitiyordu. Bir insanın yaşarken değerini ne kadar bildiğinizi, öldüğünde gösterdiğiniz tepkinin içeriği ile ölçebilmek için kılavuz olabilecek satırlar…
- - -