Öcalan'ın yaş gününün bugün olduğundan emin değilim ancak bugünü de tıpkı 21 Mart'ta olduğu gibi 'Milli kafayı yeme günü' ilan edebiliriz.

Abdullah Öcalan 14 Nisan 1949’da doğmuş, gelin görün ki 2004 yılından bu yana Öcalan’ın doğum günü 4 Nisan’da kutlanıyor. Birkaç kişi ile görüştüm, bir arşiv taraması yaptım ama neden kutlama 14 Nisan’da değil de 4 Nisan’da yapılmaya başlanmış, düzgün bir cevap bulamadım. Güneydoğu coğrafyasında böylesine kitlesel olmasını geçtim, sıradan yaş günü kutlamaları bile çok normal değil. Yıllarca doğum tarihleri nüfus cüzdanlarına farklı kaydedildiği için bölgede kimin hangi gün doğduğunu tutturmak kolay değil. Öcalan’ın doğum günleri ise bizim bildiğimiz doğum günlerinden oldukça farklı kutlanıyor.
Öcalan’ın doğduğu köydeki eve varabilenler (ki bu öyle kolay değil) evin etrafında saygı duruşunda bulunuyor. Geçen yıllarda bu eve kutsal bir anlam yükleyenleri, evin duvarlarına dokunanları da gördük. Binlerce hatta yüz binlerce insan Öcalan’ın doğum gününü kutlamak için Ömerli Köyü’ne ulaşmaya çabalıyor. Bu tuhaf yaş günü kutlama kültü her geçen yıl büyüyerek kurumsallaşıyor. Ancak bu kurumsallaşma da oldukça tuhaf gelişiyor. Kutlamaların bir yanında sıradan bir pastaya dikilen iki mumu üflemek yerine yaş gününü kitleselleştiren ve kutsallaştıran binlerce insan, diğer tarafında ise ellerinde cop, kalkan, silah bekleyen binlerce polis, asker yani devlet var. Yollar kesiliyor, barikatlar kuruluyor, kitleler coplanıyor, hatta silahlar konuşuyor, ölümler meydana geliyor. Hele güvenlik politikalarının zirveye çıktığı bu yıl muhtemelen bugün Ömerli Köyü ve çevresinde büyük olayların çıkması kaçınılmaz.
Şu halimize bakar mısınız? Nevruz bayramını biber gazı ile kutladık, yaş gününde muhtemelen coplar konuşacak. Guinness Rekorlar Kitabı’na haber salabiliriz. Görmeyen gözleri ile araba sürmede dünya rekoru kıran Metin Şentürk’ten sonra yeni bir rekor ile Guinness’e girmek için iyi bir bahanemiz var. Dünyanın en coplu, kanlı veya gazlı kutlamalarını yapabilen bir ülke olarak çok rahat rekor kırabiliriz. Diyelim binlerce kişi şu ya da bu nedenle Öcalan’ın yaş gününü kendi bildikleri usulle kutlamaya karar verdi. Kimimiz beğenir, kimimiz eleştirir, peki ama o zaman ne bu şiddet bu celal? Binlerce askerin, polisin bugün orada neyi savunduğunu söyleyebilecek bir devlet büyüğümüz var mı? Bu neyin ‘alan savunması’, bu neyin barikatı? Abdullah Öcalan’ın yaş gününün bugün olduğundan emin değilim ancak bugünü de tıpkı 21 Mart’ta olduğu gibi ‘Milli kafayı yeme günü’ ilan edebiliriz.
Bugün gazetecilerin en zor işi, yabancı meslektaşlarımız olan biteni anlamak için soru sorduğundaki çaresizliğimiz. Mesela bir Fransız gazeteci telefonu açıp “Yahu Cüneyt, binlerce insan neden bir köye doğru gidiyor?” dediğinde “Yaş günü” diyoruz. “Peki, bu askerler bu insanları neden dövüyorlar?” diye devam ettiğinde yine aynı cevabı vereceğiz: “Yaş günü.”
Sonra, karşılıklı sessizlik!

Seda Sayan'lı Marie Claire kapağı

Kendi arasında bir alt dil oluşturan, dünya görmüş Nişantaşı kadınlarının genelde kuaförde saç yapımı sırasında tükettikleri kadın dergileri liginde çıkan büyük kavganın farkında mısınız? Düne kadar plazaların steril ortamlarında aklı başında eğitimli ve beyaz Türk genç kızlarımız tarafından çıkartılan aylık kadın dergilerinde hep aynı yüzleri görürdük. Yeni dizisi ile konuşulan parlak eğitimli oyuncu kızımız, albümü çıkmak üzere olan Avrupai popçu kızımız, adını bildiğimiz ama asla kendisini ülkemizde göremeyeceğimiz Hollywood’daki ünlü kızımız. Kapak sıralaması aynen böyle etliye sütlüye hatta çoğu zaman Türkiye’nin gerçeklerine dokunmadan basılır giderdi. Sonuçta herkesin yerinde olmak istediği, ulaşamadığı, imrendiği insanların yer aldığı bu kapak dünyasına da oldukça alışılmıştı.
Derken bu alışkanlığı Marie Claire bu ay kapağı ile yerle bir etti. Marie Claire cesur bir kararla Seda Sayan’ı kapağa taşıdı, bir de yanına ‘Blue Jean gibi kadınım’ manşetini kondurunca steril dünyaların hanım kızları arasında kıyametler koptu. Tabii kıyameti koparanlar açıktan “Ne işi var o Kadırgalının bizim imrendiğimiz ve iyi kızlarla donattığımız steril dünyamızda?” diyemeyecekleri için yok “O fotoğraflar Photoshop’lu mu”, yok “Seda Sayan’ın beli o kadar ince mi?” diyerek Marie Claire’e giydirmeye başladılar. Aslında mesele bal gibi de Seda Sayan’ın Türkiye’ye yabancı bu steril dergi dünyasının bir klişesini allak bullak etmesiydi. Seda Sayan’ın söyleşisi de aslında kapakta yer alması kadar ilginç. Özetle “Benim alaturka bir algım, modern bir hayatım vardır” diyor. Az bile demiş. Seda Sayan’ın yaşam hikâyesini, aylar hatta yıllarca kapaklardan indiremedikleri California köylüsü Megan Fox ile karşılaştırsalar onlar da roman olabileceğini görebilirlerdi. Seda Sayan’ın Türkiye’de onlarca celebrity arasında yapılan güven endeksinde bir numara gelmesi de bu hikâyenin sonucu. Sevin ya da sevmeyin, Seda Sayan’ın hayat hikâyesinde gerçek bir Türk starı ve başarı öyküsü gizli. Bunu görmezden gelip “Böyle de star mı olur!” diye burun kıvıran iyi eğitimli kızlarımıza bu kapak (yine Seda Sayan’dan ödünç aldığımız bir cümle ile özetlersek) ‘kapak olmuştur’. Steril dergi dünyasında artık ezber bozulmuştur. Bravo Marie Claire.