Tam da BDP’ye dokunan ‘KCK’ bahanesiyle yanarken tam da herkes köşesine sinmiş çekilmişken tam da siyaset sahnesinde Kürt Kürtle, Türk Türkle ayrışmaya başlamışken Türkiye’nin en ünlü şair ve yazarı Murathan Mungan çıktı BDP Siyaset Akademisi’nde ders verdi. Mungan verdiği derste “Burada olmam, burada konuşuyor olmam hem buradakiler hem de burada olmayı reddedenler için bir şey ifade ediyordur” diye sözlerine başlamış. Bence bir şey değil çok şey ifade ediyor. BDP halkın oylarıyla seçilmiş ve Meclis’te milyonlarca kişiyi temsil eden legal bir parti. Sonuçta demokrasi beğendikleriniz kadar beğenmediklerinize de tahammül edebilme sanatı. Murathan Mungan ‘korku duvarı’nın her geçen gün yükseldiği bir ortamda BDP Siyaset Akademisi’ne gidip ders vererek bu sürecin içinde anaforlara kapılıp giden pek çok kişiye de çok önemli bir ders verdi. Umalım hiç kimse yarın bir gün Murathan Mungan’ı KCK’lı olmakla suçlayacak kadar çıldırmamıştır. Bazen siyasetin kendi girdabında boğulduğu anlarda Murathan Mungan gibi bir şairin verdiği bir hayat öpücüğü pek çok şeyi farklı bir yöne çevirebilir. Önemli olan bundan sonra BDP Siyaset Akademisi’nde başka yazarların entelektüel aydınların da Murathan Mungan kadar cesur davranıp ders verip veremeyeceği. Ya da şöyle soralım: Bakalım bir şairin verdiği ilham yaratılan korku atmosferini yenebilecek mi?

Çakma Barzani terör estiriyor, İstanbul Emniyeti seyrediyor!

Geçen yaz Bodrum’un en sakin koylarından Gümüşlük’teki Mimoza’da akşam yemeği yiyoruz. Hemen her masada rahat kıyafetleri ve yazlık halleri ile Türk ve yabancı onlarca insan var. Birazdan 4 gri takım elbiseli adam gelip mekânın sahibi Fiko ile bir şeyler konuşuyor. Bir masaya bakıyorlar, inceliyorlar, etrafı kolaçan ediyorlar. Gümüşlük genelde emekli komutanların yazlıklarının bulunduğu bir koy olduğu için bu gelenlerin sivil koruma askerler olduğunu düşünüyorum. Ancak tuhaf bir şeyler var zira Mimoza’da o an eski bir kuvvet komutanı ve ailesi arkadaşları ile sakince yemeklerini yemelerine rağmen etrafta herhangi bir koruma gözükmüyor. Demek ki gelen daha da önemli biri olmalı! Derken sarışın bir kadın ve bir adam gelip masaya oturuyorlar. Masanın başında iki koruma restoranın giriş ve çıkışına da birer koruma yerleşiyor. Etrafı ve bizi kesmeye başlıyorlar. Herkes tedirgin. Yahu ne oluyoruz, kim bunlar, nedir bu korumalar?
Birazdan anlıyoruz ki gelen Muhammed Kerim Barzani isimli birisi, yanındaki de magazin basınından tanıdığımız ve ne iş yaptığını bilemediğimiz Şeyda Coşkun. Durum o kadar absürd ki Şeyda Coşkun tuvalete giderken korumalar birbirine bakışıyor, birisi gidip tuvaleti kontrol ediyor ardından bir koruma eşliğinde Şeyda Coşkun Hanımefendi tuvalete gidip emniyetle çişini yapıyor. Gelişte yine aynı şaşa.. Asayiş berkemal!
Kurtlar Vadisi’nden bir sahneyi andıran bu mafya ve koruma tiyatrosunu yaz boyu birkaç defa farklı mekânlarda seyrettik. Yazın sonlarına doğru iş artık ayyuka çıkınca Mesut Barzani’nin akrabaları bu korumalarla gezen kişinin Barzani ailesi ile hiçbir ilgisi olmayan bir dolandırıcı olduğunu söyleyerek mahkemeye başvurdular.
Tam bu tiyatro kapandı diyorduk ki çakma Barzani ve korumaları yeniden ortaya çıktılar. Hafta sonu yine Şeyda Coşkun ile birlikte olan çakma Barzani’nin fotoğrafını çektikleri için korumalar gazetecileri dövüp kaçmışlar.
Bu tiyatro ne kadar devam edecek merak ediyorum. İstanbul polisi bir zamanlar ortalığı kasıp kavuran adları bile pek çok kişinin kimyasını bozan bu isimlerin nerede ise tamamını cezaevine yolladı. Peki o zaman kim bu çakma Barzani ve adamları ne iş? Şehrin ortasında güpe gündüz magazin gazetecisi meslektaşlarımızı döverken neye güveniyorlar? Neden hiç kimse kendisini Barzani olarak tanıtan bu adama dokunamıyor? Polis karakola götürüp ifadesini bile alamıyor? Bizim bilmediğimiz bir dokunulmazlığı varsa İstanbul Emniyeti’nden birisi çıksın açıklama yapsın. Yok eğer koruma tutup adamlarına gazeteci dövdürtmek, ‘azmettirmek’ bu kadar kolay hale geldiyse vay haline sıradan vatandaşın.

Fırat Haber Ajansı’na konuşan yanıyor!
Madem BDP Siyaset Akademisi gibi dokunanın yandığı bir tabuya değindik o zaman hazır konusu gelmişken bir başka tabuya dair de kafa yorabiliriz. ANF adlı basın kuruluşuna demeç vermek yasak mı değil mi? ANF’yi bilmeyenler için (PKK’ya yakın durduğunu saklamayan) Fırat Haber Ajansı olarak Kürtçeden Türkçeye tercüme edebiliriz. En son Mehmet Bekaroğlu’nun demeç verdiği ANF’ye söyleşi veren gazetecilerin başlarına gelmeyen kalmıyor. Kimi ANF sitesine fazla baktığı için tutuklanabiliyor ya da kimi söyleşi verdiği için genel yayın yönetmeninden sağlam bir fırça yiyerek kurtuluyor kimileri ise Mehmet Altan örneğinde olduğu gibi söyleşi verdiği için özür dilemesi istendiği için işinden ayrılmak zorunda bile kalabiliyor. Pek çok çalışanının tutuklu olduğu Fırat Haber Ajansı Türkiye’de yasak. IP adresini değiştirmeden göremiyorsunuz. Gelin şunu açık açık tartışmaya başlayalım: Fırat Haber Ajansı’na konuşmak suç mudur? Suçsa hangi yasaya göre suçtur? Suç değilse kopartılan bu etik kıyametin anlamı nedir?