* Biz burada kendi derdimize derman ararken dünya ABD’de yapılan ve sosyal medyada fırtınalar kopartan Uganda’nın ‘korkunç’ ve ‘sapık’ gerillasını anlatan Kony 2012 belgeselini konuşuyor. Hatırlarsanız bu belgesel ve sosyal medyadaki yankıları ile ilgili sizleri bu köşeden haberdar etmiştim. Aradan geçen birkaç gün içinde konuyla ilgili ciddi bir kaç gelişme oldu. Fikri takip açısından sizlerle paylaşmakta fayda var. İlki belgeselin yapımcısı Jason Russel geçtiğimiz günlerde San Diego’da öğle saatlerinde sarhoş bir şekilde şehrin orta yerinde mastürbasyon yaparken yakalandı, gözaltına alındı. Bu da yetmezmiş gibi yazımdan sonra Amerika’da yaşayan bir okurumuz uzun bir eleştiri yazısı yazdı, dipnot tablet’in bu sayısında yayınladım. Özetlersek eleştirler içinde Kony belgeseli yapımcılarının ellerinde keleşlerle fotoğraflarından girip ABD’nin tam da şu günlerde Uganda’da ki petrol arama faaliyetlerine kadar yok yok. Anlayacağınız vahşi Kony olayında kim daha vahşi ve ahlaksız henüz net değil... 

* Bu haftasonu Uludağ’da ilk kez bir ekonomi zirvesi düzenlendi. Bana her ne kadar fazlaca içine kapanmış bir çakma Davos izlenimi vermiş olsa da sonuçta bir başlangıç adımıdır, morallari bozmaya gerek yok. Bu yüzden yapılan konuşmaların özetlerini internet sitelerinde önyargısız okudum. Vuslat Doğan Sabancı’nın yaptığı sunum özellikle medyanın geleceğine kafa yoranlar adına önemliydi. Anladığım kadarı ile Vuslat hanım geleceğin yeni medya düzeninde ‘içeriğin kral olacağı’ öngörüsünü en iyi anlayanlardan biri... Nitekim konuşmasını bunun üzerine kurmuş. Ben de daha bir gün önce Gaziantep’de ekonomi bakanı Zafer Çağlayan’a tam da bu konu ile ilgili önemli bir soru sordum. Türkiye’de internet girişimcilerine ne tür destek veya teşvik düzenlemeyi düşündüklerini sordum. Çağlayan ‘bir taslak hazırladıklarını ve önümüzdeki 2 ay içinde bunun netleşeceğini’ söyledi. Evet, internet içeriği yaratmak yükselen bir trend ancak bu trendi ayakta tutacak olan biraz da devletin sağlayacağı fırsatlar olacaktır.

* Kabul edelim ki George Clooney’nin Sudan belgeseli sonrası Sudan Büyükelçiliği önündeki gözaltına alınma serüveni hayli hesaplanmış bir politik doğruculuk üzerine kurgulanmıştı. Tüm olup bitenlerde Tarkan’ın etliye sütlüye bulaşmayan cevreciliği kadar steril bir hava vardı. Tabii bu gözaltına alınma sonrasında Clooney Hollywood yıldızlığı yanısıra aktivist kimliğini de tescillemiş oldu. Hollywood yıldızlarının yeni hobisi bildiğiniz gibi aktivistlik. Gelin görün ki hep 3. Dünya ülkeleri üzerine abanan bir aktivistlik bu. İşin ucu bir türlü ABD’nin emperyal politikalarına gelemiyor.

* Erbakan ailesinin yaşadıklarını görünce muhafazakar Dallas nasıl olur gözümüzde canlanıyor. Kaynağı belli olmayan yüklü bir para, kardeşler arası alavare dalavare, aile içi şiddet, siyasi bir partinin itibarı, akrabalar arası mal mülk kavgası, sahte imzalar, iddialar yok yok... Bütün bu tabloya bakınca ‘AK Parti’yi kuranlar bu ‘milli sövüş’ hengamesinden iyi kurtulmuş’ diyor insan!

* Afganistan’a ilk gittiğimde Taliban kuvvetleri Kabil’i yeni ele geçirmişti. Necibullah’ın asıldığı direk ve ip teşhir amacıyla hala yerinde duruyordu. Taliban kuvvetlerine ait sakallı askerler yıllardır uğruna savaştığı kenti nihayet ele geçirmiş sokaklarında ne yapacağını bilemez halde dolanıyordu. Kabil’in kuzeyine çıkıp Saleng geçidini geçtikten sonra Şah Mesut’un adamları ile Taliban’ın cephe savaşının ortasında kalmıştık. Hayatımda ardı ardına ateşlenen 12 katyuşa olabileceğini ilk kez o zaman görmüştüm. Kabil’deki Türkiye Büyükelçiğili terk edilmiş gibiydi. Sadece bir kaç ‘emektar’ elçiliğin bombalanmaktan harap olan bahçesindeki rezidansında tutunmaya çabalıyordu. Dünyada ilkelliği ile beni etkileyen sayılı ülkelerden biridir Afganistan. Önceki gün işte bu Afganistan’da 12 şehit verdik. Yok yere, boşu boşuna...Afganistan biz sivillerin değil subaylarımızın kardeş ülkesidir. Tıpkı darbelerden muzdarip kardeş bellediğimiz din kardeşimiz Pakistan’da olduğu gibi... ABD’nin ya da Nato’nun kapı kulu askerleri gibi yıllardır nöbet tutuyoruz buralarda. Sanırım sosyal medyada tartışılan o soruyu ilk ben sordum. Ne işimiz Afganistan’da sahi, bileniniz var mı? Kaç askerimiz var, Afganistan coğrafyasında ne yapıyorlar, kime hizmet ediyorlar, hedef ne? Ak Partiye yamanmaya çabalayanlar sosyal medyada Türk askerinin Afganistan’da uyuşturucu trafiğini önlediği propagandasını üfürüyorlar ki, külliyen yalan. Zira Türk birliği başkent Kabil merkezinde ağırlıklı olarak görev yapıyor. Uyuşturucu üretimi ise ülkenin kuzeyinde yapılıyor. Hayatında Afganistan’a gitmemiş bu çakma analistlere kötü bir haberim daha var. Afganistan’da uyuşturucu üretimi sadece Taliban zamanında ‘şeriat’ nedeni ile bitirilebilmişti. Nato kuvvetleri gelince bu yasaklar da hafifledi. Anlayacağınız bugün hala ‘Afganistan’da ne işimiz var?’ sorusuna verecek tutarlı bir ceabımız yok. Belki biraz da bu yüzden Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ‘şehitlerimizle’ ilgili diyor ki ‘Başımız sağolsun, söyleyecek bir şey yok’. Tamam, o zaman ölmeye devam!