Afrika’nın tozları ve lodos fırtınası dün yurdun pek çok bölgesinde yaşamı altüst etmeye yetti.
Çatılar uçtu, yollar kapandı, Boğaziçi Köprüsü’nde trafik durdu.
Ankara’da göz gözü görmedi.
Güney Ege’de saatte hızı 120 kilometreye ulaşan fırtına tekneleri batırdı.
Yurdu etkileyen “kusursuz fırtına” nedeniyle ekranlar “havadan sudan” haberlerle doldu.
İstanbul Boğazı’nda alev alan motor yattaki insanların kurtarılması gibi heyecan verici görüntüler öne çıktı.
Aslında yaşadıklarımız beklenmedik bir durum değil.
Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin doğal sonucu.
Çaycuma’da köprüyü yıkan nehrin azgın suları, Elazığ’daki hortum, tehlikenin habercisiydi.
Türkiye’de bundan böyle ani ısı değişikliklerine bağlı doğa olaylarının, yıkıcı fırtına, seller ve kuraklığın tehdidi altında olacak:
‘2010 yazı, kaydedilen en sıcak yaz mevsimlerinden biriydi; bilim insanlarına göre Sanayi Devrimi’nden bu yana atmosferde biriken karbon dioksit miktarında yüzde 30’luk artış yaşanmasaydı, bi sıcaklıkla birlikte gelen olağandışı hava olayları( Moskovalıların nefesini kesen orman yangınları, Moskova’nın 2000 bin kilometre güneyindeki Pakistan’da yaşanan ve 565 bin dönümlük bereketli tarlayı sular altında bırakan seller de dahil) ortaya çıkmazdı.’  (Dünyanın Durumu 2011 Raporu)
Ekosistemdeki bu alt üst oluş, dün yaşanan fırtınayı salt çatıların uçtuğu,trafiğin altüst olduğu,insanların yaralandığı zararlarla sınırlı kılmıyor.
Asıl felaket henüz görmezlikten geldiğimiz tarım alanları üzerinde oluşuyor.
Toprağa, suya bağlı gıda üretimini tehdit ediyor.
Gezegeni beslemek giderek güçleşiyor.
Dünkü haber bültenlerine konu olan “Afrika’dan gelen toz bulutu” aynı zamanda açlık tehdidi altındaki bu kıtayı ve dünyayı bekleyen çevre felaketinin (gıda güvenliği sorunu) habercisi.
Dünyanın ısısı 2 derece arttı.
2035 yılına dek karbon emisyonları düşürülmezse ısınmanın 6 dereceyi bulacağı öne sürülmekte.
Küresel ısınma, 1970’lerden bu yana benzeri görülmemiş bir yağış düzensizliği getiriyor.
En hızlı bozulma Afrika’da.
Kenya, Etiyopya, Somali gibi ülkelerdeki “büyük kuraklık” milyonlarca insanı açlık ve kıtlıkla karşı karşıya getirdi.
Toplu ölümler yaşandı.
İklim değişikliğiyle mücadele konusunda alternatif enerji politikaları öne çıkarılırken bir yandan da “gezegen beslemek” için gerekli ‘tarımsal inovasyonlar’ geliştiriliyor.
Ekolojik üretim düşüncesi yaygınlaşıyor.
Gıda güvenliği direncin artırmaya yönelik yatırımlarla tohum ve çiftlik girdileri iyileştirilmesi amaçlanıyor.
Karbon salınımlarını önleme çabasıyla toprakta ve bitki örtüsünde karbon depolayan çiftçiler teşvik edilecek.
Dünkü fırtına neyse ki en az zararla atlatıldı. Yine dünyanın geleceğini düşünmek adına ‘kusursuz’du.