*Deniz otobüsü kaçırıldığında CNNTÜRK’te canlı yayına girmek üzereydim. İlk anda olayın ciddiyeti tam olarak belli değildi. Herkes ne olduğunu anlamaya çabalıyordu. Son dakika altyazıları girmiş haber kanalları topyekün canlı yayına başlamıştı. Canlı yayında ilk somut bilgiyi Kocaeli Valisi Ercan Topaca’dan aldım. Vali olan biten hakkında bilgi verdikten sonra ilginç bir cümle söyledi “Şimdilik bu kadar gemiyi kaçıranlar bunların haber olmasını istiyorlar” dedi. Ben “Bunu aynen bu şekilde mi söylediler?” diye sordum “Evet aynen bu şekilde söylediler televizyonları izleyeceklermiş” dedi. Anlaşılan gemiyi kaçıranların kafasındaki planlarda eski medya düzeni sirki vardı. (Hani şu saatlerce süren canlı yayınlarda soyguncuyla, korsanla pazarlıklar yapılan, uzmanlardan görüşler alınan, ortalığın yangın yerine döndürülüp velveleye verildiği eski medya sirkimizden bahsediyorum.) Vali’nin söylediği bu cümle CNNTÜRK’ün bütün yayın akışını değiştirdi. Önce normal yayın akışına döndük, kısa bir süre sonra da ‘Son Dakika’ altyazısını kaldırdık. 

Ben canlı yayındayken sonradan öğrendiğim kadarı ile başka kanallar da aynı tutumu benimsemişler. Diğer kanallar neden böyle bir yol izledi, Ankara’dan telefon mu geldi bilmiyorum ancak bildiğim medyada bir anlayışın bittiği. Sivillere yönelik eyleme giderken aklında medyayı çatır çatır kullanırım diye düşünenlerin de artık o devrin bittiğini bilmesi gerekiyor. Bunun için Başbakan’ın huzuruna gidip ‘Nasıl yayın yapılır’ ayarı almaya ya da Ankara’dan birilerinin telefon etmesine de gerek yok. Sivillere yönelik terör eyleminden nemalanmak isteyen bu insanlara verilebilecek en büyük ceza özgür ve bağımsız yayıncıların bu eylemleri hiç görmemesi değil, hak ettiği kadar görmesidir. Nitekim öyle de oldu. Bu son olay hem bu tür terör eylemlerine kalkışırken medyayı ‘cepte keklik’ görenlere, hem de hâlâ medya sirkinin soytarılığına soyunanlara iyi bir ders olur. 

*Haber kanallarımızın son yıllarda çok kötü bir alışkanlığı var. Adı SON DAKİKA! Uçan kaçan hemen her şey Son Dakika anonsu ile duyuruluyor. Durum öyle bir noktaya geldi ki mesela Guiness Rekorlar Kitabı’na girmek için hızlı araba kullanan Metin Şentürk’ün bile bu görkemli başarısının ‘son dakika’ anonsu ile ekrana geldiğini hatırlıyorum. Eskiden birkaç çapsız televizyon yöneticisinin bir haber kanalında ne yapacağını bilememesinin ürünü olarak ortaya çıkan bu ‘son dakika’ altyazılarından inanın haber sunan biri olarak bana da gına geldi. Her şeyin fazlası gibi bu da bıktırmanın ötesinde etkisini ve gücünü kaybetti. Bunu hoyratça kullanan kötü televizyon yöneticileri tasfiye oldu ama ‘Son dakika’ bize kaldı yadigâr! 

Bayram Oteli yıkıldıktan sonra en ilginç olay otelin sahibinin de aynı otelde kaldığı ve bir üst kata kaçıp binadan çıkmayı başardığı haberiydi. Vatan gazetesinden Mutlu Tönbekici bu olayı anlattığında ikimiz de bir an canlı yayında durup bunun nasıl mümkün olabileceğini gözümüzde canlandırmaya çalıştık. Bayram Oteli öyle bir yıkıldı ki Hudini olsa bir üst kata kaçıp o enkazdan sağ çıkamazdı. Dün öğrendik ki beyfendi aslında otelde değil evde kalıyormuş... Aradan günler, haftalar geçti Van’da Ercişte binalar yıkıldı yıkıldı yıkıldı... Onca iddialı demeç, ‘hesap soracağız’ tiradı, soruşturma başladı haberleri sonrasında az gittik uz gittik geldiğimiz yer elde var sıfır gözaltı, sıfır tutuklama, sıfır hesap sorma. Herkes suçu birbirinin üzerine atıyor. Oysa Bayram Oteli’nde göz göre göre bir cinayet işlendi kimse üzerine alınmıyor. Böylesine aleni bir cinayetten bile hesap soramıyorsak o zaman yıkıl Roma! 

*Sivas katliamı sorumlularından Vahit Kaynar geçen günlerde Polonya’da yakalandı. Gelin görün ki Türkiye yeterince çabuk davranıp gerekli belgeleri göndermediği için serbest bırakıldı. Anlayacağınız Sivas’ta yanan canlarımız Polonya’da bir kez daha yandı. Hatırlarsanız daha yeni Sivas katliamının yıllardır kırmızı bültenle bütün dünyada aranan azmettiricilerinden birinin aslında Sivas’ta yaşadığı ve öldüğü ortaya çıkmıştı Demirel’in sözleri ile durumu özetlersek ‘Bana bu devlet Sivas katliamı kışkırtıcılarını kollamıyor dedirtemezsiniz!’.

Harry Potter diyarında
*Bayram tatili için Edingburgh’a gittim. Orası da neresi derseniz Harry Potter’ın yazıldığı yer derim. Belki havadaki gri bulutlardan bana müthiş kasvetli bir şehir olarak gözüktü. J.K.Rowling kitabı sıradan bir sokak kafesinde yazmış. Bugün o kafenin vitrininde Rowling’in bir illüstürasyonu asılmış, turistler önünde resim çektiriyor.  Edinburgh’u görünce şehirlerin yazarları nasıl etkilediğini de daha iyi anlıyorsunuz. Bu aslında karşılıklı bir etkileşim. Nitekim Edinburgh’a tatile giden pek çok kişi için orası artık İskoçya’nın tarihi bir şehri değil Harry Potter’ın memleketi! Sözü getirmek istediğim yer aslında Orhan Pamuk ve bir türlü açılamayan Masumiyet Müzesi. Oysa müzenin hazır olduğunu hatta Orhan Pamuk’un arkadaşlarına müzeyi gezdirdiğini de biliyorum. Bugüne kadar İstanbul Orhan Pamuk kitaplarında hep başrolde oldu. Masumiyet Müzesi açıldıktan sonra ise bu sefer bu müze İstanbul’un en çok ziyaret edien müzelerinden biri olacak. E hadi açılsın artık yahu..