*Futbolcuların soyunma odasında giydiği terlikleriyle bir genç, geçen hafta tek başına kurduğu şirket ile sanayi devrimine son noktayı koydu. Facebook’un halka arzından 19,5 milyar dolar kazanan Mark Zuckerberg zengin fabrikatörler efsanesini bir anlamda tarihe gömdü. Dünyanın 29. zengini unvanını kazandığı bu başarı ile teknoloji devriminin ne kadar kârlı olabildiğini tüm dünyaya gösterdi. Teknolojiye yapılan doğru bir yatırımın ne kadar kazançlı olduğunu hepimize anlattı. Bunu ilk anlayan uyanık ise U2’nun solisti Bono oldu. Kısa bir süre önce 90 milyon dolarlık hisse satın alan Bono’nun bu arzdan sonra hisselerinin değeri 1,5 milyar dolara çıktı. Kârın büyüklüğüne bakar mısınız? Bu astronomik kâr aslında bizlere sıradan yatırım enstrümanlarının ne kadar demode olduğunu da gösterdi. Siz hâlâ faiz, kira, mal-mülk peşindeyseniz Facebook’un hikâyesinden çıkartacak çok ders var. Hayat Bono’ya güzel valla...
*Cannes Film Festivali, Wes Anderson’ın yeni filmi ile açıldı. Moonrise Kingdom’ın sadece fragmanı bile insanda büyük heyecan yaratıyor. Özgün isimlerin bu tarz filmlerini Türkiye’de izlemek ise kolay değil. Yakın bir zamanda muhtemelen Türkiye’ye gelecek ve sadece bir-iki hafta vizyonda kalıp pek çoğumuz izleyemeden gidecek. Bağımsız filmleri izleyebileceğimiz tek platform belki de Digitürk’teki festival kanalı. D-Smart’tan en büyük beklentimiz, Sundance kanalını Türkiye’ye getirmeleri. Eğer bu tür platformlar da olmazsa hayatımız Hollywood uvertürlerini izleyerek geçecek.
*Taraf gazetesinin dünkü manşeti, hani şu Başbakan’a yönelik ‘Zorda olan sensin aslanım’ olanı bizlere son yıllarda tartıştığımız bütün basında sansür tartışmalarını unutturacak kadar cesur geldi bana. Bir dahaki aşamada Taraf’tan biri Başbakan’ın ensesine bir şaplak patlatırsa şaşırmayacağım. Tabii tersini şu aralar Başbakan yapmazsa! Her halükârda Taraf Yazıişleri’nin cesaretini kutlamaktan kendimi alamıyorum. O manşeti atarken yazıişlerinde ne içiyorlarsa iyiymiş...
*Sezar’ın hakkını Sezar’a, Abdullah Gül’ün hakkını da Abdullah Gül’e verelim. En son Silikon Vadisi’nde yapacağı görüşmelere Türkiye’de teknolojiyi en iyi bilen isimlerden Serdar Kuzuloğlu’nu ve sosyal medyaya kafa yoran reklamcı Levent Erden’i de davet etmiş. Teknoloji devleri ile yapacağı görüşmeler bir yana, bu isimlerin heyete davet edilmesi bile müthiş bir vizyonun göstergesi. Ankara temsilcilerinden veya genel yayın yönetmenlerinden başka hemen hiç kimseyi adam yerine koyup seyahatlere davet edilmeyen Başbakan’ın ekibinin bu davetlerden alması gereken çok ders var. Dünya değişiyor, yeni medya artık konvansiyonel medyadan çok daha etkin. Onun önde gelen isimlerinin bu tür seyahatlere götürülmesi ise hayatında Ankara’daki siyaset dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen kimi gazetecilerden çok daha önemli. Tek kelimeyle Abdullah Gül’ün ekibine ‘bravo’.
*Türk siyasetindeki tıkanıklık devam ediyor. Başbakan, muhalefet liderine atıp tutmadığı tek bir konuşma yapmıyor. Kılıçdaroğlu’nun durumu da farklı değil. Mesela geçen hafta süt kavgası vardı. İnsanın kavgada söyleyemeyeceği hakaretler havada uçuştu. Bu kavga kimin işine yarıyor, anlamış değilim. Yahu bırakın şu laf sokuşturmayı, biraz projelerden, hayallerinizden, gelecekten bahsedin. Bu haliyle bu tür bir ip çekme yarışının hiç kimseye faydası yok. İnsanı siyasetten soğutması bir yana, siyasi tartışmaları da kendi içinde kilitliyor.
*Beyaz Show’u seviyorum. Yıllardır izlemekten bıkmadım. Beyaz’ı da yıllar yıllar öncesinden tanıdığım ve sevdiğim için eleştirmekten çekinmiyorum. Evet, Beyaz Show biraz yoruldu. Aynı konular ve konuklarla kendisini tekrar ediyor. Bu tıkanıklık aslında Türkiye’deki popüler kültür gündeminin de tıkanıklığından kaynaklanıyor. Dizi oyuncuları ve tek tük şarkıcı dışında konuşacak ve konuşulacak hiç kimse yok. Bu kısırdöngüyü kırıp yeni isimlere ve insanlara alan açması gereken kişilerin başında Beyaz’ın gelmesi gerekiyor. Bu tıkanmayı aşacağından eminim. Yeter ki yeni bir şey yapmaya karar versin.
Eymür’ün açıklamalarının bir kısmı manipülatif
Mehmet Eymür konuşmaya devam ediyor. Açıklamalarının bir kısmı önemli, bir kısmı ise oldukça manipülatif. Mesela benim de defalarca söylediğim, hani şu Kuzey Kıbrıs’taki tatbikatta dönemin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’na yönelik suikast iddiası. Bir albayın hayatını kaybettiği bu suikast girişimi yakın tarihimizin TSK içerisindeki koltuk kavgasının en önemli delilidir. Fakat ne hikmetse, hiç kimse bu konunun üzerine gitmiyor. Mehmet Eymür de bunun altını çiziyor. Belki 28 Şubat soruşturması kapsamında bu da gündeme gelir, kim bilir? Eymür’ün açıklamalarının manipülatif kısmı ise daha çok Hanefi Avcı’ya yönelik ithamları. Mehmet Eymür ve Hanefi Avcı zamanında karşılıklı davalık olmuşlardı. Şimdi Hanefi Avcı, Mehmet Eymür’ün hakkında atıp tutmalarına cevap verecek durumda değil. Bu iddiaları cezaevindeki hücresinde çaresiz bir şekilde dinliyor. Eymür de fırsat bu fırsat, hemen her katıldığı programda lafı döndürüp dolaştırıp Hanefi Avcı’ya getiriyor. Gazeteci meslektaşlarımız ya bilerek ya da konuyu bilmedikleri için susup dinliyorlar. Şık değil, ayrıca ayıp...