Economist dergisinde seçim öncesi ilginç bir makale yayımlandı. Makale lafı dolandırmadan “Oyunuzu gidip CHP’ye verin” diyor. İşin ilginci, bu makaleyi yazan kişinin altında imzası yok. Böyle olunca da doğal olarak akla ilk ‘olağan şüpheli’ Economist’in Türkiye muhabiri Amberin Zaman geliyor. Elbette ‘bir kısım medya’nın da aklına aynı isim geldiği için anında yüklenmeye başladılar. Başlangıç vuruşunu ise hakkını yemeyelim güya en Avrupai bakanımız modern bir yöntemle yaptı. Egemen Bağış gecenin bir yarısı Twitter hasabına “Economist dergisinde her satırı zırvalarla dolu yazının siparişi dışarıdan değil Türkiye’den verilmiştir, şüpheniz olmasın” yazdı. Hay bin paranoya! Arkasından bazı internet sitelerinde Amberin Zaman ‘etki ajanı’ olarak tanımlanarak eski evliliğinden babasının Fransız nişanına kadar hedef tahtasına oturtuldu. Ne kadar tanıdık bir film, değil mi? Oysa ben işin hakara makarasındaydım. “Yahu şimdi bu İngiliz Economist dergisi de Başbakan’ı ya da AK Parti’yi eleştirdi diye Ergenekoncu çıkmasın!” diye espriler yapıyordum. Şu aralar Türkiye’de böyle espriler bile yapmak çok akıl kârı bir iş değil. Zira kim Ergenekon üyesi kim muhalif gazeteci, farkı çok ince bir çizgi belirliyor. Hükümeti eleştirmekte kantarın topuzunu birazcık kaçırırsanız kendinizi Silivri’deki bir hücrede bulabilirsiniz. Ya da soruşturmalarda, iddialardaki abukluklarla dalga mı geçtiniz, yine aynı son... Şimdi aranızdan bazıları ayağa kalkıp, elini de bana doğru şöyle bir havada sallayıp diyebilir ki “Hayır öyle değil Cüneyt, sen durumu abartıyorsun”. Peki, öyle değil diyelim, ancak artık ‘öyleymiş’ gibi algılanıyor. AK Parti’ye muhalefet edenler de bu algıyı doğal olarak tepe tepe kullanıyor. Economist dergisinde bir makale çıktığında bile oluşan şu atmosfere bakın... En fazla ‘hadi canım sen de!’ denilip geçilecek bir makaleden bahsediyoruz... “Senin aklına kimin ihtiyacı var güzel ekonomist kardeşim?” diye kafa da bulabilirsiniz. Üzerinde durulmayacak, altı üstü bir dergide çıkmış böylesi bir makaleye yönelik tepki bile öylesine büyük oluyor ki makalenin gücü de o oranda büyüyor. Tüm bu hengâmede kaybeden kim oluyor derseniz, biraz klişe olacak ama hem iktidar hem muhalefet oluyor. Gelin isterseniz Economist muhtırasına hak ettiği tepkiyi hak ettiği şekilde göstermeyi deneyelim. Diyelim dergiyi elimize aldık, malum makalenin olduğu sayfaya geldik. Yakın gözlüğümüzü aşağı indirip şöyle bir baktık. Ne demiş Economist: “AK Parti’ye değil CHP’ye oy verin.” Katılıyor musun bu fikre? O zaman ‘hımmm’ deyip başını aşağı yukarı sallarsın. Katılmıyor musun? O zaman da “Hadi ordan kardeşim, benim oyumdan sana ne?” dersin, dergiyi biraz da sinirle sehpanın üzerine atarsın. O kadar. Sadece bu kadar...

Kemalizm bir din değildir

Geçen gün Ahmet Altan Taraf’ta bir yazı yazdı. Cumhuriyeti, Atatürk’ü eleştiriyordu. Bakış açısı ilginç geldi. Ahmet Altan’ın her yazısını sevmem, romancılığını gazeteciliğinden iyi bulurum, yazılarının kimini eleştiririm, ama nereden aklıma estiyse gecenin bir yarısı “Başıma bir şey gelmeyecekse Ahmet Altan’ın bugünkü yazısının altına imzamı atarım” dedim. Vay ben miyim bunu diyen... Sosyal medyadan bir taarruza uğradım. Hakaretler, ölümle tehdit edenler, ülkeden kovanlar, yalaka ilan edenler... Açık söyleyeyim, korkmadım ama ürktüm ve üzüldüm. İlki, Türkiye’de Ahmet Altan olmanın ne kadar zor bir durum olduğunu anladım. İkincisi ise Atatürk’ü savunmaya soyunanların cehaleti ve hoyratlığı ürküttü beni. Tutuculuk, muhafazakârlık, hatta kökten laiklik diye tarif edebileceğim bir çizgide duran insanların, dindar insanların bu huylarına karşı olduklarını söyleyen sözde modern insanlar arasından çıkabileceğine bir kez daha şahit oldum. Bu insanlar Kemalizmi bir din gibi yaşıyor, Atatürk’ü konumlandırdıkları yer ise peygamber mertebesi. Dokunulmaz, konuşulmaz, eleştirilmez... Ben insanların kutsal saydıkları değerlere saygı duyarım. Söz söylerken on kez düşünürüm, ancak kimse kusura bakmasın, Atatürk kutsal değil, değerli ve önemli bir şahsiyettir. Hepimizin minnet duyacağı yönleri olduğu kadar eleştirilecek yönleri de vardır, olabilir... Bunu görmezden gelip Atatürk’ü kutsal bir varlığa döndürüp tabulaştırmak tam da Atatürk’ün karşı çıktığı ve değiştirdiği Türkiye’ye farklı bir yoldan geri dönmektir ki, eminim bunu en başta Mustafa Kemal Atatürk istemezdi.



Saray entrikaları

3. Selim’in tahtı Topkapı Sarayı Müdürü’nün lojmanına gittiğine göre Saray’ı başka nasıl faydalı kullanabiliriz diye biraz kafa yoralım...
Harem’de party verebiliriz. (Tiesto neden olmasın?)
Kaşıkçı Elması bir müzayede ile satılabilinir.
Master Chief’in yeni bölümü Topkapı’nın mutfak bölümünde çekilsin.
Hediyelik eşya mağazasına şöyle büyük bir call center’lı Burger King’e ne dersiniz?
Enderun Avlusu, bayi lansmanları için gayet uygun.
Toptan Muhteşem Süleyman’a set olarak kiralayabiliriz. (Büyük düşün Türkiye...)
Topkapı Sarayı’ndaki çift başlı yönetimi, yani İlber Ortaylı ve Yusuf Benli arasındaki adı konulmayan gerilimi dizi olarak senaryolaştırabiliriz. Dizinin adı bu yazının manşetinde!..