Diaspora veya diyaspora eski bir Yunan terimidi.

Geleneksel yurtlarından zorla veya zorunluluklar nedeniyle kopmuş (kopmuş, dünyanın farklı yörelerine dağılmış topluluklara atfedilen bir sıfattır) diasporaların oluşumunda zor öğesi ağır basar. Antik çağda Yahudiler'in Mısır'a, Babil'e sürülmesi, Afrika yerlilerinin Avrupalı beyazlar eliyle Transatlantik köle ticareti nedeniyle yerlerinden yurtlarından koparılıp Amerika ve başka yerlere satılmaları veya emperyalizm çağında istilalar sonucu yerli halkların göçe zorlanması diasporaların oluşmasına neden olmuştur.

Diaspora topluluklarının birkaç önemli özelliği vardır. Kendi içlerinde dayanışmacıdırlar çünkü kimliklerini ve tarihlerini dayandırdıkları seçilmiş bir travma vardır (onları yurtsuzlaştıran olay veya mağduriyetlerine neden olan) haksızlık. İkincisi, bir gün anavatana dönüş arzusu. Son olarak, sonradan katıldıkları topluma tam olarak intibak etmemek hatta bu uyumsuzluğu grup kimliğini korumak için benimsemek. Azınlık statüsünü sürdürmek. Çünkü böyle olmazsa özgün grup kimliklerini ve geçmişleriyle olan irtibatlarını yitireceklerini düşünüyorlar.

Neden?

Diaspora! Bu açıdan bakınca "Ermeni diasporası", diaspora topluluğu özelliğine uyuyor. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar geçmişle ve "yitirdikleri" değerlerle ilintilerini kesmiyorlar. Onları mağdur ettiğine inandıkları kişi, toplum veya devlete karşı husumetlerini sürdürüyorlar ve her düzlemde ve her araçla mücadele ediyorlar. Etkili de oluyorlar. Pekiyi buna karşı, son günlerde Fransa'da "soykırımı inkârı cezalandırma" yasa teklifi nedeniyle karşı tepki geliştirmek için arayıp bulduğumuz Avrupa'daki Türk topluluğu ne oranda diaspora tanımına uyuyor ve ne ölçüde Ermeni diasporasıyla mücadele edebilecek güçte?

Öncelikle Avrupa ve Amerika'daki Türkiye kökenli göçmen toplulukları birkaç nedenle homojen değil. Türkler sadece genellikle daha iyi ekonomik imkânlara kavuşmak nedeniyle gurbete gitmişler. Kürtler ve gayrimüslim Türkiyeliler daha çok vatanlarında yaşamanın zorlaşması veya güvende hissetmedikleri için gitmişler. O nedenle Türkler ve diğer Türkiyeliler arasında gurbette bir dayanışma yok. Hatta kimi ülkelerde Müslüman gruplar arasında camilerini bile ayırmışlar. Diğer yandan orta sınıf Türkiyeliler'le alt sınıf Türkiyeliler arasında laiklik, günlük yaşam pratikleri ve ilgiler konusunda ciddi farklılıklar var.

Bu nedenle birlikte hareket etmeleri hep zor olmuş.

Ancak son dönemde hem Türkiye'nin sıkışması, hem gurbetteki Türkler'in başta Fransa'da, bulundukları Avrupa ülkelerinde yaşamlarının zorlaşması sonucu geçici bir koalisyon oluşmuş bulunuyor. İlk kez, TC. Dışişleri Bakanlığı'nın teşvikiyle de olsa Fransa'da bir Türk sivil toplum direnç ve lobi odağı oluşuyor. Ama bu odak Ermeni diasporası gibi sağlam ve üzerinde uzlaşılmış tezlere sahip mi? Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağılmış Türk gurbetçiler kendi aralarında ne ölçüde dayanışmaya ve ortak bir gündeme sahipler? Ermeni davasını Avrupa'da ve dünyada Ermeni burjuvazisi de omuzlamış bulunuyor.

Bizim gurbetteki topluluklarımızın "burjuva" kategorisine giren kısmı ne kadardır, onlar "Türk tezine" ne kadar omuz veriyorlar veya vereceklerdir? Bu soruların yanıtını bilmiyoruz. Ama daha da önemlisi biz, "Ermeni sorunu" konusunda ikna edici bir tez geliştireceksek bu Ermeniler'i "mağdur ettiği" iddia edilen Osmanlı'nın son dönem yönetiminin gerekçilerine mi sempati duyacağız yoksa bu gerekçeler nedeniyle dünyanın dört bir yerine dağılan Ermeniler'in ısrarla yaşatılan travmalarını aşmalarına mı yardım edeceğiz? Bu da onları dinlemek ve anlamak zorunluluğunu getiriyor, gerektiriyor. Bunu yapmaya hazır mıyız? Asıl yanıtlanması gereken soru bu.