Yıllar önce “Faşistler neden caz dinlemez? Zira caz demokrattır” tadında bir yazı yazmıştım. Dün akşam Aynur’a gösterilen tepkiyi gördükten sonra (bazı) beyaz Türklerin cazın demokrasisinin kapsama alanına girmediğini bir kez daha anladım. Aynur candır.
Cazsever faşist beyaz Türkler tarafından Açıkhava sahnesi, Kürtçe şarkı söylemesi nedeniyle kendisine dar edilen Kürt sanatçımız Aynur, bundan yıllar önce sanırım ilk benim programıma konuk olmuştu. Yanında Kalan Müzik’in sahibi Sevgili Hasan Saltık da vardı. Programın başında, canlı yayında “Size Aynur demem yeterli mi, soyadınız nedir” diye sormuştum. O da “Aynur yeterli olur...” demişti. Ben ise artık neremden anladıysam kameraya dönüp “Evet, Aynur Yeterlioğlu konuğumuz” diyerek şanlı bir canlı yayın gafına imzamı atmıştım!
Hürriyet’in Ege’de çıkan ‘Şezlong’ adında bir eki var. Lafı hiç dolandırmıyor, uzatmıyor. Adıyla ne vaat ediyorsa onun fotoğraflarını basıyor. İyi fikirmiş...
İsviçre’nin 10 yılda yaşayacağı bir gündemi biz 1 haftaya sığdırıp yaşadığımız için kimi önemli konuları teğet geçiyoruz. Bunlardan biri de Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın okul kantinlerine yaptığı yiyecek darbesi. Darbe diyorum, çünkü reform az kalır. Çocukların sağlığı için kantinlerde satılan ıvır zıvır ile ilgili radikal kararlar alındı ve uygulanıyor. Skandallar, saldırılar, soruşturmalar elbette önemli ama çocukların sağlığı hepsinden önemli.
Son birkaç gündür sert söylemlerine bakınca Başbakan Erdoğan’ın içine 90’ların Tansu Çilleri girmiş gibi geliyor. Doksanların siyasi çıkmazına geri dönüş. Yani gitti ‘Kürt’ sorunu, geldi yine Ertürk Yöntem soslu ‘terör’ sorunu. Uzun süre iktidarda kalmanın getirdiği bir güç zehirlenmesinin ilk emareleri. Aramızdan Başbakan’ı tanıyan biri varsa rica etsem kulağına eğilip usulca ‘intikam değil çözüm’ istiyoruz diye fısıldayabilir mi? Hay bin Banu Güven, gel de arama şimdi!
Yanılmıyorsam dün Habertürk’ün magazin ekinde bir ilk yaşandı. İlk kez Yunan adasında bulunan bir restoran, Türk gazetesine ilan verdi. Leros’un Pantelli Koyu’nda bulunan Apostolis’in ilanını görünce aklıma bizim Adile Naşit ve Münir Özkul’lu rakip turşucu filmleri geldi. Leros’ta Türkler genelde hep aynı koyda bulunan Zorba Restoran’ı tercih ederler. Hemen yanındaki Apostolis Restoran, bir Türk gazetesine ilan vererek rekabet alanını Türkiye üzerinden genişletmeye çalışıyor. Yunan ekonomisinin içine düştüğü ekonomik kriz düşünüldüğünde akıllıca bir strateji. Beni sevindiren ise iki ülke arasındaki bu güzel ve barışçı alışveriş...
Asmalımescit’in en ünlü meyhanesinin sahibi Refik hayatını kaybetmiş. Şimdi gel de içme!

Altan Tan: Önce anlatsaydık keşke BDP’nin son yıllardaki eylemlerine bir adım geri çekilip bakarsanız ciddi bir istikrarsızlık olduğunu görürsünüz. Sivil inisiyatifsizlik dediler, yürümedi. Oturma eylemi dediler, arkası gelmedi. Daha aklımıza gelmeyen onlarca iddialı eylem girişimi. Hızlı bir başlangıç, sonrası yok... Böyle giderlerse hedefine varmayan eylem şampiyonu olarak Guinness’te yerlerini alacaklar. Fevri ve yoğun eylem fırtınasının içinde debelenip duruyorlar. Maksat, sonunun gelmesi de değil; maksat, eylem olsun çadır dolsun havasındalar. Son eylem, iki arada bir derede, alelacele (ve zamansız) ilan edilen ‘demokratik özerklik’ eylemi. BDP’liler dahil anlayan varsa beri gelsin. İşin kötüsü, kendilerinin de tam olarak ne ilan ettiklerini tam olarak bildiklerinden emin değilim. Böyle olunca benim gibi günde 15 gazete okuyup yüzlerce internet sitesinde dalga sörfü yapan biri bile olayı anlatmakta zorluk çekiyor. Nitekim bir arkadaşım “Nedir bu demokratik özerklik, sen bilirsin” dedi. Emin bir şekilde aynen şöyle cevap verdim: “Demokratik özerklik mi, hmmm şeyyyy.. işte, kem küm, ebelek gübelek...” Şimdi BDP’li Altan Tan bile “Yahu keşke şu demokratik özerkliği önce herkese anlatıp sonra ilan etseydik” demesin de kim desin...

Deney tamam, araba hurda
Osmaniye’de bir grup vatandaş (muhtemelen aşırı sıcaklardan dolayı balataları sıyırıp) bir deney yapmaya karar vermiş. Merak ettikleri soru: “300 kiloluk dondurma, bir arabayı kaldırır mı?” Şu sıcak yaz günlerinde cehennem kazanlarının içinde kavrulan şeytanın aklına gelmeyecek bir soru. İşi gücü bırakmışlar, (biraz da dondurmacının promosyon merakı icabı) dondurmayı hazırlamışlar, vince takmışlar, altına da bir araba bağlamışlar, başlamışlar sevinçle kaldırmaya. Sıcaklardan dolayı dondurma eriyip arabanın üzerine düşmesin mi? Araba tuzla buz!.. Bu anlattığım, Başbakan Erdoğan’ın Meclis kürsüsünde anlattığı modern bir Nasrettin Hoca fıkrası değil. Tamamiyle gerçek bir taşra eğlencesi. Nasıldı o söz, ‘hayat mı fıkrayı taklit ediyor, yoksa fıkra mı hayatı’ mıydı? Neydi yahu, sıcaklardan hatırlamıyor insan... Gelsin o zaman kanyaklı ve tutti furitti’li (isimler gerçek) bir kap Bitez dondurması.