İklim değişti; 12 Eylül askeri darbesinden bu yana İsveç’te yaşayan Kürt aydın Kemal Burkay ülkesine döndü.

1980 darbesinde Türkiye’den çıkmak zorunda kalan “politik göçmenler”e kapısını açan ülkelerin başında İsveç geliyordu. Sürgün yılları 1980’lerin ortasına dek sürdü.

Özal döneminde Cem Karaca gibi sanatçılarla başlayan dönüşler, TKP’li Kutlu-Sargın’larla devam etti.

12 Eylül darbesi daha çok solu ezdiği için yurtdışına çıkışlar da daha çok solda gözlendi.

Avrupa solu da Türkiye’deki idamlar, işkence ve sıkıyönetim mahkemelerinde görülen davalar nedeniyle tarihsel bir dayanışma sergiledi. İnsan hakları örgütleri, askeri rejimi gözaltında tuttular, demokrasiye dönüşün takipçisi oldular.

Baskılar 1983 seçimlerinden sonra da devam etti.

Özal’ın 1987’deki referandumda eski siyasilerle ilgili yasakların kaldırılmasına “hayır” dediği anımsandığında demokratikleşme sürecinin ne denli ağır ilerlediği tarihsel bir gerçektir.

1986 yılında Londra’da Marks’ın mezarını ziyaret için pazar koşusu yapan bir İngilizi durdurup Highgate’i sorduğumda, “Senin için tehlikeli olmaz mı, ülkeni general Evren yönetiyor” yanıtını almıştım. İngilize darbenin geride kaldığını ve seçimle gelmiş bir partinin, Özal’ın iktidar olduğunu anlatmakta hayli güçlük çekmiştim.

Kemal Burkay, 31 yıl sonra Türkiye’ye döndü.

İklim değişti; Sezen Aksu’nun okuduğu “Hadi gülümse” şarkısındaki iyimserlik kaç kez gölgelendi. Demokrasi bulutlandı. Sonra Akdeniz oldu. 1980 askeri rejiminin aydınlara uyguladığı baskılara karşı çıkmak üzere Türkiye’ye gelen aydınlara eşlik eden Orhan Pamuk Nobel aldı. İsveç’te o coşkuyu yaşamanın üzerinden bir ay bile geçmeden Hrant Dink öldürüldü.

Kürt sorunu ise yeniden iç çatışmaya, Burkay’ın barışçı niyetlerinden çok başka yönlere savrulmakta.

Kemal Burkay’ın Türkiye’ye gelişindeki zamanlama bu açıdan çok önemlidir.

İsveç’ten gelişte kendisine eşlik eden Oral Çalışlar’a şöyle diyor:

“Hükümetin başlattığı demokratik açılım süreci vardı. Cesaretli bir adımdı. Ben de buna destek vereceğim. Geliş nedenim bu. Sabote edilmemesi önemli.

Özerklik istemeyi de doğal karşılıyorum. Henüz içeriği doldurulmamış olsa da istenebilir. Biz de federasyon istiyoruz. Gelinen aşamada bu artık kan dökülmeden yapılabilmeli. Bunlar ancak referandumla olur. Kanada Quebeck’te bir referandum yapıldı ve halk ayrılmayı istemedi. Aynı şey bizde neden olmasın. İster federasyon ister otonomi olsun, bir kere demokratik olmasını çok önemli buluyoruz. Kürtler bu çağda tek partili olamazlar, kişiyi putlaştırmamaları lazım, partileri fetiş haline getirmemeliler. Dünyada devrimci, sol gibi görünen Baas partisi gibi rejimler çöküp giderken yeni Baas’lara ihtiyaç yok. Türkiye de demokratik olmalı, Kürtler de... Bir feodal beylik olmamalı.”

Hoş geldiniz Sayın Burkay.

Gülümsemek zorundayız.