Büyük, kapalı bir cezaevinde yaşıyoruz. Belki bu yüzden bazen okuduğunuz bu gazeteyi elinize aldığınızda siz de benim gibi bir cezaevi bülteni okuyormuş hissine kapılabiliyorsunuz. Cezaevindeki insanlara onların halini anlatmak bir süre sonra mazoşist bir duygu fırtınasına dönüşebiliyor. O yüzden ara sıra da olsa hayatın bambaşka rotalarına yelken açmaya çabalıyorum. Bunun sadece henüz cezaevine girmeyenler için değil cezaevindeki insanlar için de önemli olduğuna inanıyorum. Gelin görün ki gönül istese de hayat bizlere Vatan gazetesi yazarı Sevgili Haşmet Babaoğlu gibi hayata gelişine vurabilme rahatlığını vermeyebiliyor. İşte önceki gece de bu anlardan bir tanesiydi.
Niyetim hiç ilgimi çekmese de (biraz da görev icabı) Avrupa Şampiyonası’nın final maçını seyretmekti. Belki futboldan hiç anlamadığım, belki de her Türk çocuğu gibi doğuştan Brezilya’nın alternatifi olarak futbol denilince aklıma ilk o geldiği için İtalya’yı desteklemeye karar vermiştim. Maç başladığında eve sessizlik çökmüş, ev ahalisi uykuya çekilmişti.
Türk gazeteciler Ukrayna’da
Maçın havasına girmek için twitter’da maç ile ilgili yorumlara göz atarken bir yandan da maçın sesini açıp havaya girmeye çabalıyordum. Bir kola firmasının misafiri olarak Ukrayna’da ağırlanan Türk gazeteciler mutlu fotoğraflarını sosyal medyada paylaşıyor, Sevgili Mehmet Ali Birand Ukraynalı kızların güzelliğinden bahsediyordu. Maçı yayımlayan TRT, Hikmet Karaman’ın değerli yorumları ile evin sessizliğinde bir kahvehane ortamı yaratmayı başarmıştı.
Her zamanki gibi tuttuğum takım ardı ardına goller yemeye başlamışken Türkiye’de maçı seyretmeyen birilerinin daha olduğunu fark ettim. TBMM’de özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, tekmeli yumruklu bir kavga ile görüşülmeye aynı dakikalarda başlamıştı.
Sahada atılan tekmeden daha fazla uçan tekme ve yumruk atılan Meclis’teki görüşmeler şüphesiz daha heyecanlıydı. Gelin görün ki canlı izleyeceğimiz tek ortam, olayları dakika dakika aktaran Faruk Mercan’ın twitter hesabıydı.
Gecenin o vakti aklımın bir türlü almadığı nokta, CHP ve BDP’nin özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına neden karşı olduklarıydı. Öyle ya, CHP’nin halihazırda milletvekilleri bile özel yetkili mahkemelerce tutuklu yargılanıyordu. Türkiye’ye KCK adı altında benzeri ancak savaş dönemlerinde görülebilecek tutuklamaları yapan, yüzlerce BDP mensubunu cezaevine atan özel yetkili mahkemelerden başkası değildi. Neyse ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine geçtiği takdirde CHP’ye müthiş bir taze kan getireceğine inandığım Emine Ülker Tarhan’ın sözleri gecenin içinde sorumun cevabını yankıladı. Anladığım kadarıyla Tarhan da mahkemelerin kapatılmasına karşı değildi. Ancak ilave olarak zihniyetin değişmesini istiyordu. Gecenin o yarısı birbirine yumruk yumruğa girişen milletvekilleri ise zihinlerini değiştireceğe pek benzemiyorlardı. Bu arada her zaman olduğu gibi tuttuğum takım İtalya büyük farkla elendi.
Özel yetkili mahkemeler de sabaha doğru kaldırıldı.
600 euroluk bilet
Sabah yeni bir Türkiye’de uyanmanın hasreti omuzlarımdaydı. Gelin görün ki aynı kadınla 50 defa buluşan adamın hikâyesinin anlatıldığı bir filmin benzerinin içinde hapis yaşadığımızı unutmuştum. Sabah olmasına olmuştu ama ne futbol ne de ‘Özel Yetkili Mahkemeler’ heyecanı bitmişti. Bu sefer televizyonda şike davası sonuçlarının açıklanacağı anı heyecanla beklerken dün yaşanan futbol heyecanını da gazeteden takip etmeye başladım. Çok satan bir gazetenin kendisine emeklilik günleri için tahsis ettiği köşesinde yıllardır her pazartesi Suudi Arabistan Kralı’nın Başbakan’a verdiği hediyelerin hesabını (haklı olarak) soran köşeyazarının sadece final maçı biletlerinin bile 600 euro olduğu maç ile ilgili izlenimlerini okumaya giriştim. Ne yazık ki yazarımız final maçı yerine Ukrayna’daki güzel kadınların yaşlanırken neden fit kalamadığı ve bunun Ukrayna mutfağıyla ilgili (bilimsel) analizini yazmayı tercih etmişti. Gezinin masraflarının kim tarafından ödendiği yine sayfada yer almıyordu. Olsundu. Hemen alt sütunda Suudi Arabistan Kralı’nın hediyelerinin hesabı iyi soruluyordu!
Kaçış planı
Tam o sırada televizyonda özel yetkili mahkemelerin şike davasındaki cezaları ve tahliyeleri açıklaması ile yeniden kaldığımız yere geri döndüm. Yaşadığımız açık hava cezaevinde tutukluların yattıkları sürenin cezalarından düşülerek serbest bırakılmaları sosyal medyada ve Çağlayan’da havai fişeklerle karşılanıyordu. Yorumcular yoruma girişeli çok olmuştu. Herkes her zamanki gibi aynı şeyleri tekrar ediyordu.
Televizyonu kapatıp kumandayı çok satan gazetenin üzerine koyarken ülkemizde sevgili Haşmet Babaoğlu olmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha fark ettim. Bu ülke bizi paçamızdan çekerek hep aynı yere sürüklüyordu. Aynı konu başlıklarını farklı vesilelerle tartışmamız için oldukça fazla nedenimiz mevcuttu. Bir türlü sıra zeytinyağına, hayata, sevgiye, aşka, küçük anlara gelmek bilmiyordu. Biz bu girdapta kaybolurken Haşmet bir şekilde bütün bu hengâmenin dışında kalmayı başarıyordu. Bir daha Haşmet’e rastladığımda kendisine ‘kaçış planı’nın sırrını sormaya karar verdim.