Radikal’in neredeyse günü gününe takip ettiğimiz Ayhan Çarkın’ın itiraflarından sonra başlayan Ankara’daki soruşturma ağır ağır merdivenleri çıkarak MGK’ya kadar geldi dayandı. Kritik eşik de tam burası aslında. Soruşturmanın buraya kadar olan kısmının büyük bölümü Ayhan Çarkın’ın itiraflarında mevcuttu. Kamuoyu için asıl sürpriz olan bundan sonra soruşturmanın nasıl bir seyir izleyeceği. İstanbul’daki Balyoz ve Ergenekon soruşturmaları, tutuklamalar ve iddianamelerle tam gaz gidiyor.
Bir dönemin zan altındaki askerlerinden generalmiş, albaymış demeden, rütbesine bakılmadan hesap soruluyor. Peki Ankara’daki soruşturmada dönemin sivil devlet görevlilerinden başbakanlardan, bakanlardan da hesap sorulabilecek mi? “Elimizde Kürt işadamlarının listeleri var” diyen eski bir başbakan en azından savcının karşısına çıkartılıp “Anlat bakalım neymiş o listeler, ‘devlet için kurşun atan da yiyen de’ kimmiş” sorularına cevap verecek mi? Bir Ankara soruşturmasıyla bir İstanbul soruşturmasının farkı ancak şimdi ortaya çıkacak.

Tüm muhabirler melektir 

Bir süredir bu köşede Ankara gazeteciliği ve dili üzerine yazılar yazıp duruyorum. Amacım, Ankara kökenli bir gazeteci olarak mesleğimize yeni bakış açıları getirmek. Farklı açılardan gazeteciliği tartışmak. Ezber bozmak. Bu tartışmanın bile pek çok gazeteciyi şimdiden rahatsız ettiğini görüyorum. Geçen gün her zamanki gibi 5n1k programında Ankara’ya bağlandık. Ankara bürosunun muhabirlerinden Melek Erhan parlamentodan karşımdaydı. Kendisini şahsen tanımıyorum. Genç ve zinde görünümüyle bende genç bir muhabir izlenimi uyandırdı. Meğer 16 yıllık tecrübeli bir muhabirmiş, bilmemek benim kusurum. Yayın sırasında her konukta ve hemen hemen her muhabirde olduğu gibi kendisine sıradışı sorular sordum. Daha önce Ankara’dan bağlandığım hemen her muhabirle yaptığımız gibi ezberi bozalım istedim. Aslında gece problem yoktu. Ancak ertesi gün CNNTürk ekranında titreyerek bana saydıran Ayşenur Arslan’ı buldum. Ardından hakkımda imza toplayan yönetici mi istersin, isim vermeden Twitter’da atıp tutan muhabir mi herkes yıllardır eteklerinde biriktirdiği taşı döktü. CNNTürk’ün kurumsal kimliğini, ilişkilerini kamuoyu önünde tartışmayı doğru bulmadığım için hiçbirine cevap vermedim, sustum. Akşam olunca Melek Erhan’ı arayıp (bilmeyerek bile olsa üzdüysem, özür dilemem gereken tek kişiden) yanlış anlamadan dolayı özür diledim. Bu vesileyle yılların kişisel birikmiş hesaplarını görmeye kalkanlar, başka kanaldan kahramanlığa soyunanlar, medyada itibarsızlığın ansiklopedisini yazmış jöleli akbabalar, yani medyanın kurtlar sofrası mensupları Melek Erhan ile aramıza girip rol kapmaya çalıştılar. Onlara tek bir sözüm var: Çıkın aramızdan. Burada muhabirlere verdiğim önemi uzun uzun anlatacak değilim. Ben doğma büyüme muhabirim. Mesleğe muhabir asistanı olarak başladım ve 21 yılda vardığım en üst yer yine muhabirliktir. Bu konuyla ilgili kimseyle tek bir polemiğe girmeye gerek bile görmem ama medyanın kurnaz kurtlarına da bunca yılın emeğini meze ettirmem. Siz önce kendi kanalınıza, kendi işinize, kendi emeğinize bakın. Hâlâ omuz omuza çalıştığım için ben hepinizden iyi bilirim ki, bütün muhabirler melektir.

Şafak Pavey’in eteği ve içtüzük 

Bilmem Meclis’in açılış günü Şafak Pavey’in etekli protez bacaklı fotoğrafını gördünüz mü? İçtüzük gereği her zaman giydiği pantolonunu çıkartıp etek giymek zorunda kalmıştı. Yine de yüzü gülüyordu. İşin üzücü yanı Şafak’ın bu kıyafetinin siyasi olarak istismar edilmesi. Yeni bir politik tartışmanın ortasına Şafak Pavey’in protez bacağı düşmemeli, manşetlere alet edilmemeliydi. Türban tartışmasını insani değerlerden yapamıyoruz bari Türkiye’nin gurur duyduğu özürlü bir milletvekilini bu tartışmalara katık etmeyelim. Dün Hürriyet’te Ahmet Hakan “Protez bacaklı bir kadına zorla etek giydiren bir yasanın canı cehenneme” demiş, az bile demiş. Cehennemin dibine kadar yolu var. Kadınların başındaki örtü bitti, şimdi sıra protez bacağına mı geldi? Şu Meclis’e hangi partiden olursa olsun türbanlı tek bir milletvekili sokamadık bari protez bacağı ile giren bir kadın milletvekilini rahat bırakalım. Korkum hangi şartta olursa olsun Şafak Pavey’in yüzündeki o sıcak gülümsemenin bu siyasi tartışmalarda bir gün solması, kararması. Bir kolu ve bir bacağı olmadan Şafak Pavey ayakta durabilir ama onun o gülümsemesi olmazsa bizim ayakta durmamız çok zor.


Artiz Mektebi tutar 

Dün televizyonu açtım, KanalD’de karşımda jüri üyesi olarak bir yayında Nurgül Yeşilçay diğer yanında Müjde Ar oturan Sinan Çetin var. Nurgül Yeşilçay’ın ayakkabı seçimindeki radikal değişikliği fark etmemek mümkün değil. Müjde Ar’ın yüzüne nurlu bir ışık inmiş gibiydi ama asıl parıldayan Sinan Çetin’di. Ben bir insana tamamen karşı olunmasına karşıyımdır. Yaptığı işleri zaman zaman eleştirdiğimiz gibi övmesini de bilmeliyiz. Sinan Çetin tam kendini bulduğu bir yarışma formatına düşmüş. Gayet iyi gözüküyordu. Şu günlerde medyadan takip ettiğimiz yeni filmi nasıl olur bilmiyorum ama Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim, yarışmaya cuk oturmuştu. Bilmem bu beğenimden sonra kendisinden son günlerdeki sözleri nedeniyle şüphe duyanlar gibi, o da benden şüphe duyar mı!