Bir film repliği değil bu. Bir gazeteci eşinin kocasına inancının, yanında dik duruşunun, net tavrının göstergesi. Vecide Şener, Nedim Şener’in eşi. Geçen hafta kalp ameliyatı olmuş. Baskın olduğunda annesinin evinde yatıyormuş. Nedim Şener sabah çocuğunu okula bırakmaya gitmiş.
Sonrasında olanları dün Milliyet gazetesinden Murat Sabuncu, Vecide Şener’e sormuş, bakın Vecide Hanım o sabah yaşadıklarını nasıl anlatıyor:
“Ameliyattan sonra anneme gelmiştik. Onun evinde kalıyorduk. Nedim ile kahvaltı ettik. O her sabahki gibi çocuğu okula bırakmaya gitti. Bu arada bana telefonlar gelmeye başladı. Nedim Şener’in evi aranıyor diye. Oysa daha kimse bize gelmemişti. Bir süre sonra arayan polisti. Komşumuzdan cep telefonumu almışlar. ‘Hanımefendi eşiniz kaçtı mı’ diye sordular, ben de ‘Benim eşim kaçmaz memur bey’ dedim. ‘Eğer istiyorsanız evimin anahtarını yollayayım’ dedim. ‘Yok biz bekleriz’ dediler. Sonra zaten Nedim eve geldi.”
Sonrasında olanları biliyorsunuz. Sadece dünya basın kahramanlarına değil onların arkasında dimdik duracak güçlü ve onurlu kadınlara, ailelere, dostlara da ihtiyacımız olduğu bir dönemden geçiyoruz. Dün itibariyle birkaç fırsat heveslisi gazeteci dışında herkes Nedim Şener ve gözaltına alınan gazetecilerin sadece gazeteci olduğuna kefil oldu. Yine de tedirginlik havada asılı duruyor. Yalnızca gazeteciler değil eş-dost, aile hatta çocuklarımız herkesin tedirgin ve mağdur olduğu bir süreç bu…
Dün başta Radikal olmak üzere herkes aynı soruyu sordu durdu. “Biri bize bu gözaltıyı açıklasın” cümlesi etrafında toplandık. Dün Taksim’de yürüyen gazeteciler Ergenekon yanlısı değil gazetecilik yandaşı insanlardı.
Gelişmeleri kenardan seyredenler belki liberal ya da ulusalcı gazetecilerin neden Nedim Şener’i bu kadar sahiplendiğini merak ediyordur. Aydınlatalım. Bu sefer damarlarını kesseniz gazetecilik akacak bir insan var karşınızda. Üstelik kendisini arayan bir memurdan asla kaçmayacak, yeni kalp ameliyatı olmuş cesur bir kadının da gazeteci kocası.
Bir cemaat, iki tavır
Gelin hiç kıvırmadan şunun adını koyalım: Türkiye’de Gülen Cemaati gerçekten güçlü hem de çok çok güçlü… Bu güç kimilerinde bir özgüven, kimilerinde ise bir korku atmosferi yaratıyor. Geçen aylarda Fethullah Gülen ile görüştüğüm için bir kesimden inanılmaz tepki aldım. Mahallenin bir kısmından duymadığım hakaret, işitmediğim küfür hatta belaltı vuruş kalmadı. Yine de bildiğim doğrudan vazgeçmedim, milyonlarca insanın gönül verdiği bu hareketi anlamaya, tanımaya çalıştım. Tam olarak başarabildiğimden emin değilim.
Daha önce de yazdığım için aynı gönül rahatlığıyla tekrar yazabilirim. Sanki iki ayrı cemaat var. Bir kısmı diyalogdan bahsediyor, yayınları, sohbetleri, uluslararası alandaki yaptıkları çalışmalarla bunu hayata da geçiriyorlar. Aynı cemaat içinde bir kesim ise tam tersi istikamette gidiyor, en azından algı olarak yeni bir umacı yaratıyorlar. Bu algı ne yazık ki büyüyor… Bu hiç iyi bir durum değil. Belki günün konjonktüründe birileri kendileri hakkında kitap yazanların, eleştirenlerin farklı vesilelerle derdest edilmesinden memnun olabilir ama uzun vadede ve genel anlamda cemaatin olmak istediği yer sanırım burası değil. Nitekim Sayın Gülen ile görüşmemizde de aynı konu açıldığında kendisinden benzer bir hoşgörü açılımı gelmişti. Hatta bu açılımdan sonra Samanyolu haber yayınlarını yumuşatmış ve farklı kesimden isimleri yayınlarına çıkarmaya başlamışlardı. Fena mı oldu?
Dün Zaman gazetesinde Sayın Hüseyin Gülerce bu operasyonlarla ilgili “Savcı ne yapsın, masumlarsa zaten aklanırlar” diyordu. Gülerce’nin düşüncelerini önemserim, bu yüzden kendisine sormak istiyorum: “2 yıl hatta 3 yıl tutuklulukla geçen bir yargılamadan sonra hangi hukuktan bahsedeceğiz. Suçsuz çıkarlarsa bu insanlara cezaevinde geçen zamanı nasıl anlatacağız?” Dün gözaltına alınan Ahmet Şık “Dokunan yanar” derken herkes ne demek istediğini anladı ve korkup sustu… Daha önce dediğim gibi algı gerçektir. Böyle bir algıdan eminim cemaate gönül veren Anadolu’daki sıradan bir esnaf da rahatsızdır. Rahatsız olmakta da haklıdır.
Soruşturmadaki dilemma
Nedim Şener olayında üzerinde durmamız gereken önemli bir durum daha var. Nedim Şener, Hrant Dink ile ilgili yazdığı kitap nedeni ile İstanbul’da bazı emniyet görevlileri tarafından mahkemeye verildi. Bu davalardan beraat etti. Emniyetçiler temyize gitti. Karşılıklı başka davalar da açıldı. Ne Nedim bu davanın peşini bıraktı ne de polisler Nedim’in peşini… Her iki taraf da kendisinin haklı olduğu tezinin arkasında dimdik durdu. Bence başından bu kitaba dava açılmadan geçilebilecek bir süreç bu karşılıklı ısrar nedeni ile uluslararası bir meseleye dönüştü. Nedim Şener şimdi kendisini dava eden polislerin yaptığı bir soruşturmada gözaltına alındı. Bu durum Nedim Şener’in adı geçen soruşturmanın şeffaflığına gölge düşürür. Üstelik bir tek Nedim’i değil bu soruşturmayı icra eden emniyet müdürlerini de zor durumda bırakır. Akla birçok kuşkunun gelmesine de neden olur. Zor dostum zor…