Sen 375 gündür suçsuz yere cezaevinde tutuklu yargılanırken biz de dışarıda bakalım biz ne zaman tutuklanacağız, ne zaman işimizden kovulacağız hesabını yaptık. Şu son 1 yıldır hayatın hangi iyi anında olursam olayım, senin ve gazeteci eski dostlarımın tutukluluğunu da cebimde taşıdım. Diğer meslektaşlarımız gibi sen ve siz orada tutukluyken biz şu son bir yılı titreyen bir vicdan ile buruk yaşadık.
Senin cezaevine girişinden sonra medyada çok şey değişti. Birkaç tanesi hariç haber kanallarının içi boşaldı, muhalif köşeler azaldı. Sen cezaevine girerken gazeteci olarak bıraktığın meslektaşların başka işlere geçmek zorunda kaldılar. Kimi dergi yönetiyor, kimi dizi yazıyor, kimi restoran açıyor. Kimi meslekten sürgün edildi, kimi yurdundan...
Sevgili Nedim, önceki gece sen cezaevinden çıkarken “Araştırmacı gazetecilik yapmaya devam edeceğim” derken anladım ki dışarıda üzerimize kurulan ablukadan, baskıdan haberin yok. Artık eskisi kadar kolay değil ne yazık ki gazetecilik. Kitap yazan, kendini kapının önünde buluyor; gazetecilik yapan, ait olmadığı bir savaşın bir tarafı olarak algılanıyor. Birilerinin kahramanı, diğerlerinin düşmanı belliyorlar. Tek derdinin gazetecilik olduğunu anlat anlatabilirsen. Anlayacağın işimiz çok zor, işin çok zor.
Sevgili Nedim, dün sabah bir üniversitenin yılın gazetecilik ödüllerine katıldığımda şunu fark ettim. Eskiden biz gazetecilik ödüllerinde kıran kırana duayenlerle, meslektaşlarımızla yarışa tutuşurduk. Bugün artık ortada ne duayen kaldı ne de doğru dürüst haber programı. Gelecek yıl bunlar da kalır mı, inan ondan da emin değilim.
Nedim, sen cezaevine girerken parçası olmadığın bir kavganın kurbanı oldun, şimdi cezaevinden çıktığında yepyeni bir kavga başlamak üzere. Bu kavgaların ortasında sadece gazeteciliğe biat etmenin ne demek olduğunu en iyi sen biliyorsun. Senin savaşın gerçeklerle, senin meselen gazetecilikle. Kin tutmayacak kadar alçakgönüllü, öç almayı kendine hedef koymayacak kadar büyüksün.
Bu yüzden dün sabah ilk iş, neşe içinde kızını okula götürmeyi kendine görev bildin. Biraz tatil yapacak, bir 10 gün sonra da bir yıldır hasretini çektiğin gazeteciliğe geri döneceksin. Sen bu mesleği, bu meslek seni çok özledi kardeşim. Sadece gerçeğin peşine düşmüş çavdar tarlasının dirençli çocuklarının arasına tekrar hoş geldin Nedim.



Türkiye yetenekli Max ile gurur duyuyor
Türkiye’nin en yetenekli kişisinin seçildiği Yetenek Sizsiniz yarışması dün gece son buldu. Jüri, Türkiye’nin en yeteneklisi olarak köpek Max’i seçti. Ne kadar gurur duysak az! Anlayacağınız Max şov dünyamızın o renkli evrenine katıldı. Gelin isterseniz daha önceki örneklere bakarak Max’in başına neler gelebileceğini tahmin edelim. Muhtemelen birkaç gün içinde Max’in Cihangir’in arka sokaklarında gece yarısı paparazzilere sevgilisiyle yakalanışına tanık olacağız. Yüzünü kapatmaya çalışarak “Çekmeyin çocuklar” diyemeyeceği için muhtemelen sert bir hav hav ile tepkisini koyacaktır. Ardından Max’in göz kamaştıran şöhreti dizi yapımcılarının dikkatini çekecek ve tutan bir dizinin içine sokulacaktır. Ayrı türlerin insanları olduğumuz için ‘Adını Max Koydum’ dizisi yerine ünlü bir dizide muhtemelen evin köpeği rolü pekâlâ olabilir. Ya da bir bakmışsınız Lassie’nin Türk uyarlaması olark Max çekiliyor! Ardından Max’i Beyaz’a konuk olmuş görebiliriz. Beyaz her zaman olduğu gibi koltuğundan gülerek kalkıp kameraların önüne geldiği an ceketini ilikleyerek ‘O bir...’ ‘O bir...’ şeklinde Max’i anons edecek ve söyleşi sırasında şakacıktan Max için hazırladığı ‘gökten kemik yağma’ mizansenini hayata geçirecektir. Kahkahalar kahkahalar kahkahalar... Böylesine şöhret gelince Max kısa bir süre içinde bayi toplantılarının yıldızı olacak ve Antalya Beldibi’nde yapılan bayi toplantılarına ekstralara gitmeye de başlayacaktır. Kazandığı paraları ise İstinye Masa’da yerse sanırım hiçbirimiz şaşırmayacağız. Muhtemelen mekâna her sefer ayrı bir araba ile gidecek ve kazandığı onca parayı bütün ünlülerimiz gibi nereye harcayacağına bir türlü tam olarak Max de karar veremeyecektir.
Max bütün bunları yaparken elbette yalnız takılmayacaktır. Muhtemelen bir manken ajansı sadece Max’in imajı için kamyonla ithal köpek transfer edecek ve Max her gece bir gece kulübüne bir minibüs dolusu dişi köpekle takılıp masa kapatacaktır. Bu arada ‘Eğitmenim ile 60 günde yetenek’ adında bir kitap çıkartacak, sabah programlarını dolaşmayı da ihmal etmeyecektir.
Bir süre sonra Max şöhretten, paradan ve kemikten sıkılıp oflayıp puflamaya başlayacaktır elbette... İşler yolunda giderse kazandığı paraları diğer ünlülerimizin yaptığı gibi taksi plakası, toplu konutta toplu daire, lüks araba alarak yatırıma dönüştürecek, hayatı boyunca bir daha kemik derdinde olmayacaktır. Yok, işler yolunda gitmezse muhtemelen bir barınakta, yaşadığı tüm bu günlerin bir rüya mı olduğunu düşünerek, diğer ünlülere hâlâ ünlü oldukları için kızarak, öfleyerek püfleyerek, havlayarak hayatını tüketecektir. Yolun açık olsun Türkiye’nin en yetenekli yeni şöhreti sevgili Max.
Koca bir HAV!