Bir sorun varsa o zamanında çözülmeyen bir olgudur.

Çözülmemesinin iki nedeni vardır. Ya insanlar zekâlarını yeteri kadar kullanmamışlardır, yani ferasetlerini (pratik zekâlarını) devreye sokmamışlardır ya da eldeki ipuçlarından bir sorun doğacağını anlamamışlar, soyutlama yeteneklerini kullanmamışlardır.

Pekiyi zekâ nedir? Sorunlara kısa sürede çözüm bulma yeteneğidir. Bunun için zekâ kat sayısının yüksek olması yetmez, sorunun nedenlerini anlamakta ve çözüm yollarını bulmakta yaratıcılık da gerekir.

Neden bu girişi yaptım? Gerek anayasa yapımında, gerekse eğitim sisteminin düzenlenmesinde bakan düzeyindeki sorumlular, "Eğer demokratikleşilecekse", "eğer eşitlik sağlanacaksa" gibi cümleler sarf ediyorlar. Sanırsınız sıradan vatandaşlar veya muhalefet partisi üyeleri konuşuyor. Evet kardeşim; demokratikleşilecek, yurttaşlar arasında eşitlik sağlanacak. Aksi halde bu ülkenin birliğini ve dirliğini sağlamak bu insan hakları ve hukukun üstünlüğü çağında mümkün olmayacak! O halde sorumlu ve yetkilisiniz; yapın! gitsin. Sizden milletin beklediği bu. Önünüzdeki tarihsel fırsatı kullanın. Sıradan bir hükümet değil, tarihe geçecek bir kadro olun. Bunun için zekânız yetiyor, biraz da cesaret gerek.

Fıkralarla pratik zekâ

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir bilim insanları grubu araştırma yapmak için ülkenin içlerine dalmışlar. Birden yağmur bastırmış. Bulundukları açık arazinin yakınındaki bir kır evine sığınmışlar. Ev sahibi bir şeyler ikram etmek için bir süreliğine yanlarından ayrılmış. Bu sırada hepsinin dikkatini odanın ortasında duran soba çekmiş. Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerinde durmaktadır.

Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair aralarında hararetli bir tartışma başlar.
Kimyacı, "Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış" der.
Fizikçi, "Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş" der.
Jeolog, "Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir depremde sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış" der.
Matematikçi, "Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış" der.
Antropolog ise "Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapma geleneğini sürdürüyor galiba" der.
O sırada ev sahibi içeri girer ve bir ağızdan sorarlar sobayı neden yükseğe kurduğunu. Köylünün cevabı kısa ve nettir: "Boru yetmedi."

Görülüyor ki zekâ bazen bilim adamlarını bile şaşırtabiliyor.

Bir başka pratik zekâ örneği de şöyle: Bir köyde yaşlı bir adam yaşarmış. Patates ekmek için bahçeyi bellemesi gerekiyor ama ihtiyarın dizinde derman, kolunda güç kalmamış. Ona bu konularda hep yardımcı olan tek oğlu da hapisteymiş. Kızları evlenmiş, çoluk çocuğa karışmışlar ve her biri bir yere dağıldığından adam yalnızmış.
Oturmuş kederle ceza evindeki oğluna bir mektup yazmış: "Sevgili oğlum, patates ekmek için bahçenin kazılması lazım ama gücüm yetmiyor. Keşke burada olsaydın da bu işi kısa sürede yapsaydın. Kışlık yiyeceğimiz çıkardı. Kederli baban."

Kısa bir süre sonra yaşlı adama oğlundan mektup gelir: "Babacığım, Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetler gömmüştüm. Sevgiler, oğlun."

Ertesi gün sabaha karşı 4'de, jandarma ve polis timleri yaşlı adamın evini basarlar ve tüm bahçeyi santim santim kazarlar. Lakin hiçbir cesede veya iskelete rastlamazlar. Gelen görevliler yaşlı adamdan özür dileyerek giderler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha alır: "Babacığım, herhalde bahçe istediğin gibi aktarılmıştır, şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda elimden gelen buydu. Seni seven oğlun."
Keşke tüm zekiler böyle iyi olsa da zekâları şerre çalışmasa, biz de kendimizi aldatılmış ve soyulmuş hissetmesek.