İngiliz The Economist dergisi 12 Haziran seçimlerinde BDP’nin desteklediği bağımsız adaylar arasında yer alan Leyla Zana’nın dönüşünün Türkiye’de “Kürt sorunuyla ilgili yaşanan değişimi yansıttığını” yazmış.
1991 seçimlerinde Kürtler SHP listesinden Meclis’e girdiklerinde “yemin töreni”nden itibaren büyük dirençle karşılaşmışlar; Güneydoğu’daki çatışmaların doruğa çıktığı 1993-94’te Leyla Zana ve arkadaşlarına yönelik tahammülsüzlük, “dokunulmazlık”ların kaldırılması ve on yıllık cezaevi süreciyle son bulmuştu. 2011 seçimlerinde Parlamento’ya dönmeye hazırlanan Zana’nın “Kürtçe propadanga yapabildiği” bugünkü koşullar 1980-90’lı yıllardan çok farklı ve ileri bir noktada. Economist’in de vurguladığı gibi devletin İmralı’da Öcalan’la görüşmeler yaptığı bir ortamda sorunlara çözüm aranıyor.
Kürt sorununda umutlar yeni anayasaya bağlanmış gözüküyor.
Son dönemde sivil toplum odaklı pek çok konferansta çözüm yolları tartışılıyor.
Bir anayasa fetişizminden kaçınılması kaydıyla tartışma şu noktada düğümleniyor:
“Kürt sorununa, eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, kültürel haklar, yerel özerklik bağlamında çözüm getirilmeyecekse yeni anayasaya ne gerek var?”
Hak taleplerini salt Kürtlere özgü bir kimlik sorunu olmanın ötesinde Aleviler ve Müslüman olmayan azınlıklar açısından konuşmak ve yaygınlaştırmak da gerekiyor.
Ancak anayasal çözümle ilgili bu haklı soruyu şöyle de formüle etmek münkün:
“PKK silah bırakmayacak ve Kürtler siyasi mücadele yolunu seçmeyeceklerse Anayasa’da daha fazla hak talep etmenin ne gereği var?!”
Galatasaray Üniversitesi’nde dün Prof. Mithat Sancar ve Prof. Sevtap Yokuş’un da yönetiminde yer aldığı “Demokratik Gelişim Enstitüsü”nün yuvarlak masa toplantısına katıldık. Tartışmalar, “Yurttaşlık, Dil ve Kimlik Hakları” üzerinden yapıldı. Bu başlıklar kaçınılmaz olarak Kürt sorununu ve “çatışmalı/ bölünmüş toplumlar”da demokratik çözümleri gündeme getiriyor. Anayasal süreçler benzer çözüm süreçlerinde fırsat ve riskleri içinde barındırıyor.
Ahmet İnsel’in gerçekçi bir tespitle ifade ettiği, ”Kürtler ‘milli kimlik’ inşasında ilerlerken çoğunluk ne istiyor?” sorusu yerindedir. Eşit haklar temelinde birlikte yaşayacaksak, silahların susması ve “çatışmasız” bir döneme geçilmesi gerekiyor. Güney Afrika, İspanya bunu başarmış ülkeler.
Leyla Zana’nın dönüşü bu yönüyle de önemli.
Türkiye örneğinde siyasi partilerin yeni anayasa konusunda ne düşündüklerini seçim kampanyasında göreceğiz.
AKP Güneydoğu’da nedense düşük profilli adaylarla seçime giriyor. CHP ise 2007’den farklı bir siyaset izleyeceği beklentisi yaratmışken Sezgin Tanrıkulu’nu İstanbul’a kaydırarak, iddiasını azalttı. BDP’nin 30’dan fazla bağımsız milletvekili seçiminde etkili olacağı tahmin ediliyor.
Yeni dönemden umutluyuz.