Bir toplumda esas olan...

Bir toplumda esas olan, bireylerin dünya görüşleri, inançları, günlük hayatta konuştukları diller, siyasal tercihleri, sınıfsal çıkarları, soy kümeleri ne olursa olsun onların bir arada ve çatışmadan yaşayacakları bir düzen kurmak ve hepsinin o düzenin kurallarına ve işleyiş biçimine sadakatlerini, desteklerini sağlamaktır. Bunun için yapılması gereken: 1) Vatan denen siyasal coğrafyada yaşayan herkesin (vatandaşların) eşit ve saygın olduğunu güvence altına alan içerici ve katılımcı bir anayasa... 2) Yasa yapıcı ve uygulayıcıların yurttaşlarca/seçmenlerce belirlediği, seçildiği ve görevlendirdikten sonra sürekli denetlenebildiği/hesap sorulabildiği bir kamu düzeni... 3) Adaletin kılıcının çift taraflı kestiği; yasa yapıcının ve uygulayıcının da aynı yasalara tabii olduğu ve herkes için eşit adalet dağıtan bir hukuk sisteminin tesisi.

Bunların yapılabildiği ülkelere demokratik hukuk devleti diyoruz. Bizimki daha bu ölçülere tam kavuşamadı. Bu nedenle seçimlere gidiyoruz. Pekiyi, biz bu değişikliği sağlayabilecek miyiz?

Bunu sormaktaki maksadım, eskisine nazaran daha az vesayetçi bir düzen için gerçekleştirilen kısmi anayasa değişikliği referandumunda "hayır" oyu veren veya süreci tümden boykot eden siyasal partilerin bu kez toptan bir anayasa değişikliğine/yapımına ne oranda destek olacakları kuşkusu. Gerçekten bu tarihi göreve ortak olacaklar mı? Olacaklarsa bu birey merkezli, özgürlükçü, çoğulcu ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir anayasa için mi olacak? Bu birinci endişem. İkinci endişem de AK Parti'nin, nitelikleri belirtilen anayasanın demokratik dünya standartlarında (mesela Avrupa Birliği demokrasi ve insan hakları ölçülerinde) bir sözleşme olması için ne derecede istekli olacağı ya da tüm sürecin enerjisini, örneğin başkanlık sistemi ve yeniden seçilip yararlandığı devletin kimi ayrıcalıklarını korumak için topraklayacak mı? Bunları bilmiyoruz ama var olan alametlerden böyle bir olasılıktan çekiniyoruz.

Partileri, siyasal aktörleri ve halkıyla Türkiye toplumunun gelişmiş bir demokrasiye sahip olmak veya inşa etmek için ne kadar kararlı ve hazırlıklı olduğunu seçim sonrasında göreceğiz. Bu yolla kendimizi tanıyacağız ve kendimiz hakkında kesin yargıyı o zaman vereceğiz. Bu seçim, kimin seçildiği ile ilgili olmaktan çok Türkiye'nin ne olduğu ve ne olmak istediğinin keşfi anlamında çok önemli. Iskaladığımız 20 yüzyılın yanına 21. yüzyılın ilk yarısını da ekleyecek miyiz? Yoksa yaptığı anayasa ile iç çatışmalarını, devlet-toplum gerilimini sonlandırıp dünyanın birinci sınıf demokrasilerinden biri olmaya evrilecek mi? Hayati soru bu!

Eğer hedef gerçekten bu ise işte birkaç ilkesel öneri: 1) Her yurttaş, "insan olmak"tan kaynaklanan, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve özgürlüklere sahiptir. Devletin varlık nedeni ve temel görevi, insan haklarını korumak ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırmaktır. Anayasa hükümlerinden hiçbiri devlete, insan haklarını yok etme veya evrensel ölçülerden daha fazla sınırlandırma yetkisi vermez. 2) Egemenlik, sınırsız ve koşulsuz olarak halkındır. Onun adına hiçbir resmi kurum egemenliği kendi tercihleri doğrultusunda kullanamaz; yasama, yargı ve yürütme organları halka ait olan egemenliği anayasada belirlenen esaslara göre kullanılır. 3)Herkes, tek başına veya topluca açık biçimde ibadet, din eğitimi, örgütlenme, inançlarını açıklama ve yayma; din ve inanç değiştirme özgürlüğüne sahiptir. Kimse dini tercihleri nedeniyle kamu hizmetlerinden mahrum bırakılamayacağı gibi buna zorlanamaz. Vicdani ret hakkı eşit olarak yararlanacak haklardandır. 4) Her yurttaşa resmi dilin öğretilmesi devletin sorumluluğudur. Resmi dil yanında her yurttaşın anadilini kullanma, bu dilde eğitim alma hakkı vardır. Resmi dilde zorlandığı durumlarda anadilinde yargılanma ve kamu hizmeti isteme hakkı mahfuzdur.