Türkiye’nin giderek “yargıçlar devleti”ne dönüştüğüne ilişkin yakınmalara sonunda Başbakan Erdoğan da katıldı!
ATV’de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, özel yetkili mahkemelerin, “devlet içinde devlet”  havasına girdiklerini belirterek, “Bir taraftan demokrasi diyorsun, öte yandan ne geliyorsa at içeri” diye konuştu.
Başbakan’ın bunları söylediği gün Van’da KCK operasyonunda belediye başkanı gözaltına alınıyordu.
“Roman Açılımı” toplantısında “Parasız eğitim” için pankart açan Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz 8 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldılar.
Bir pankart açmanın cezası 8 yıl olur mu?
Bu öğrenciler iki yıla yakın süre tutuklu yargılanmışlardı.
Şimdi “örgüt” suçlamasıyla yeniden cezaevi yolu gözüküyor.
Başbakan Erdoğan, MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması olayını örnek veriyor. “Çizmenin aşıldığını” savunuyor:
“Ona talimat veren benim, ha onu alacaksanız o zaman beni alın. Çünkü talimatı veren benim. Terörle mücadele ederken bütün enstrümanları kullanan benim. Bizim elimiz ayağımız olan bu kadar önemli kurumları kalkıp bir endişeye şüpheye sevk ederse bu insanlar yarın nasıl çalışacak? Demek ki bu madde haddinden fazla yetki alanı doğuruyor ve ‘devlet içinde devletiz’ havasına bu işi sokuyor.”
Özel Yetkili Mahkemelere güç veren 250. maddenin değiştirileceğini, uzayan davalar ve tutukluluk süreleriyle ilgili de üçüncü yargı paketinde düzenleme yapılacağını açıklayan Erdoğan’ın Ergenekon, Balyoz ve 28 Şubat davalarına yönelik sözleri de “geç kalmış” bir beklentiye yanıttır:
“Bizim hedefimizde şu var; tutuksuz yargılanabileceği halde maalesef tutuklu yargılanan insanlar var. Bu askerdir, gazetecidir, siyasidir, kim olursa olsun. Bu insanların tutuksuz yargılanmaları mümkünken niçin illa da tutuklu yargılama yapılıyor. Bu süreci çok daha farklı şekilde yumuşatarak atlatmamız gerekir. Yargıya güven artmışken azalmaya başladı. Bunları görmek lazım. Her gelenin tutuklu olarak sevki değil, mümkün olduğunca bunları minimize etmenin gayreti içinde olalım. Mafyaydı, çeteydi, cuntaydı falan, bu tür şeyler olmadıktan sonra farklı düşünmemiz gerekiyor.”
Öğrenciyi “örgüt”ten 8 yıla mahkzm eden, Hrant’ın katillerinde “çete”yi bulamayan, Oslo sürecinde PKK ile masaya oturan MİT Müsteşarı’nı gözaltına almaya çalışan eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’u “terör örgütü” üyeliğinden tutuklayan bir yargı düzeni.
Başbakan Erdoğan, “Beni de alın” diye meydan okumasa, TBMM özel yasa çıkarmasa Hakan Fidan da cezaevinde olacaktı.
Erdoğan özel yetkili mahkemelerin Cumhurbaşkanı’nı bile çağırabileceğini söylüyor.
İstiklal Mahkemeleri “Atatürk’e suikast” davasında Başvekil İsmet İnönü’yü tutuklamak istemişti.
Demokrasi cephesinde değişen bir şey yok!
Başkanlık sisteminden önce “yargıçlar devleti”ne gidişi önleyelim.