Eğer bir ülke, içindeki bir unsurun (halkın diyelim) rejime ya da yönetim tarzına itirazını sadece baskı ve şiddetle engellemeyi seçmişse, bu tercihin üç sonucu olabilir:

1- İtiraz giderek şiddetlenir ve isyan boyutuna varır.

2- Baskı ve şiddeti bir siyaset yöntemi olarak benimseyen rejim, ülkenin tüm unsurlarını içine alacak bir çoğulculuk kazanamaz, özgürlükçü ve demokratik olamaz, buna uygun (bireyden hareket eden) bir hukuk sistemi oluşturamaz.

3- Ulusu oluşturan tüm unsurlar (halklar) arasında birinin üstünlüğüne dayalı egemenlik ve iktidar kurulursa, kısmi bir millet anlayışının ve milliyetçiliğin önü açılır. Egemen unsurun milliyetçiliği, önünde sonunda mağdur ve dışlananların da milliyetçiliğine yol açar. Artık kitabi bir doğruluk arz eden bu gerçekleri anlamamak, anlaşılsa bile ülkenin dirliğini ve birliğini bozan uygulamalarda ısrar etmek akla ziyan değil mi?

Kürt sorunu neden çözülemiyor?

Türkiye'nin adı konmamış iç savaşında "terörist" diye nitelediğimiz bir etnik örgüte karşı şehitler veriyoruz. Onların bir kısmı Kürt, bir kısmı Alevi. Daha geçen gün Alevi bir şehidin ailesi cenaze töreninin cemevinde yapılmasını talep etmiş. Ama bunu laik rejimin 'koruyucusu ve kollayıcısı' TSK bile kabul etmemiş. Varlığını sürdürmek için yurttaşlarının canlarını feda etmesini isteyen bir düzen, egemen kümenin dışındakilere böylesine hoyrat ve dışlayıcı davranırsa nasıl birlik ve dayanışma sağlayacağız? Ya bir süre sonra onlar "yeter artık, beni içselleştirmeyen ve saymayan bir düzeni daha fazla destekleyemem" derse ne yapacağız?

Seçtiğimiz siyaset yöntemi baskı ve şiddet olunca karşılığı aynıyla geliyor. Kullandığımız araç silah olunca karşılığı silah oluyor. Bugün PKK kazanamayacağı bir savaş yöntemini, açık alan mücadelesini seçmiş ve Şemdinli'yi hedef almışsa silahla alt edilemeyeceği mesajını vermektedir. PKK'nın "alan hakimiyeti" tesis ederek özerklik ilan etme hedefini engelleyen tek şey Kürt çoğunluğunun "devrimci halk savaşı" çağrısına itibar etmemesidir. Ama süren baskı, dışlama ve demokratik hukuk devleti açığı bir süre sonra bu çağrıyı makulleştirebilir. Bunun bir muhasebesi yapılmakta mıdır yoksa şiddet ve baskı ile netice alınacağı yargısı her türlü alternatife hâlâ üstün mü görülmektedir?

Bu soru iki nedenle önemlidir:

1- Baskı ve şiddeti kendi eylemleri üzerinden ne kadar Kürt halkını mağdur eden bir seviyeye yükseltebilirse, PKK o kadar toplumsal destek sağlayabilir.

2- Uluslararası arenada bir "Kürt Baharı" başladığı algısı yaratarak, bunca zamandır birçok Ortadoğu ülkesinde hakkı yenen bir halkın "hak arayışı" içinde olduğu izlenimi yaratabilir. Yaratılmak istenen bu algıya Türk (çoğunluk) milliyetçiliğine abanarak karşılık vermek, Kürt milliyetçiliğini daha da azdırmayacak mıdır?

Devletçi yapının dayanıklılığı

Etnik alanda Türklüğün egemenliğine, 'saflığına' ve ülke sahipliğine bir anti tez veya tehlikeli alternatif olarak kurulan Kürtlük; inanç alanında ise Alevilik ve gayrimüslimlik, rejim açısından bir güvenlik zafiyeti olarak algılana gelmiştir. Çoğulluğu tarihsel ve sosyolojik bir veri olarak değil bir güvenlik sorunu olarak görünce kurucuların önünde iki seçenek kalıyordu:

1- Farklı olanı tasfiye etmek;

2- İkincil konumda tutmak, hak ve yetki paylaşmamak. Bir "milli güvenlik" devletinin çatısını oluşturan bu ilkeler, ülkemizin "normalleşmesini" (yani kendi gerçekleriyle bağdaşmasını) engellemiştir. Sürekli baskı ve iç çatışmalar, bir ulus-devlet değil, devlet-ulus gerçekliği yaratmıştır. Devletin ulus üzerindeki vasi rolü toplumun serpilmesini, özgürleşmesini ve dünyalılaşmasını geciktirmiştir. Bu duruma itiraz ederek siyasal rekabete girenler, iktidar olduklarında devletin üstün gücünü taşıyan kurumları ve yasaları tasfiye etmemişler, kendi iktidarlarını pekiştirmek için kullanmışlardır.

İşte bu nedenle milli güvenlik devleti, yapı ve zihniyet olarak İttihat Terakki'den beri devam edegelmiştir. Anayasa hukukunda milletin ve vatanın devlete ait olduğu ilkesi, devlet gücünü ele geçirenlerin, milleti istedikleri gibi şekillendirebilecekleri ve yönlendirebilecekleri inancı bu ülkede yapısal sorunların çözülmesinin önündeki en büyük engel olmuştur.