Her geçen gün doğrudan veya sözcüleri aracılığıyla Başbakan R. T. Erdoğan başkanlık sisteminin yolunu döşediği izlenimini veriyor.
Başkanlığın esaslarını başka yazılara bırakarak bu konudaki tahminleri ve belirtileri tartışalım ama şunu da kaydedelim: Bugün Sn. Başbakan'ın yasama, yürütme ve son dönemde yargı üzerinde sağladığı denetimin kendisine sunduğu kudret ne ABD ne de Fransa başkanlarında vardır.
Tahminler
Başbakan biliyor ki her iktidar yıpranır, başarılı olanlar bile. Bugün zayıf olan muhalefet yarın güçlenebilir; tabii bu haliyle değil başka güçler ve akımlar çıktıkça. Kendi partisi bile bir koalisyondur, rejimi değiştirecek değişikliklere direnen birimleri olacaktır. Bu da çok köklü değişiklikler yapılmasını engelleyecektir; çok dilli eğitim, adem-i merkeziyetçilik gibi...
Başbakan bu köklü değişiklikleri yapmak istiyor mu? Bu isteğin alametleri daha ortaya çıkmadı. Sanki sorunların daha da çözümsüzleşmesini bekliyor gibi... Ama 'Kürt sorunu' dahil ülkenin köklü ve gecikmiş sorunlarını çözmek için tek başına yetki isteyeceği tahmin edilebilir. Tıpkı Atatürk'ün bir hükümet krizi çıkartarak cumhuriyeti ilan etmesindeki taktik gibi... Ancak bu yetkiyi aldıktan sonra gerekeni yapacağı konusunda önce Kürtler'in ikna edilmesi lazım.
Şu anda AK Parti'nin parlamento çoğunluğu sağlam ama toplum katında kimi güçlü ve kritik kurum ve grupların desteğinin sağlanması lazım. Tahminler, son zamanlarda Başbakan, böylesi bir destek arayışı için Silahlı Kuvvetler'i yanına almaya özen gösteriyor. Uludere bombalaması gibi vahim bir hatanın kaynağı ve sorumluları daha ortaya çıkarılmadı. Kurum korundu. TSK kendisini eleştirenlere karşılık verirken Başbakan'ı yanında buldu. Keza MİT'i yargı karşısında korudu. Yakın çevreye Deniz Feneri davasıyla yaklaşan savcılar bugün suçlu sandalyesindeler. Safların bozulmamasına gayret ediliyor.
En son girişimde en fazla taraftarı olan bir spor kulübünün (ve şike ile suçlanan başka kişi ve kuruluşların) yargının elinden alınması için sadece yasa değiştirilmedi, doğrudan müdahale ile Futbol Federasyonu da değiştirildi. Türk futbolu Avrupa kupalarından men edilebilir ama taraftarlar böylesine "koruyucu" bir başbakanın arkasında durmazlar mı? Bunlar tahminler.
Alametler
Pekiyi Başbakan arkasında yeterince halk desteği bulabilecek mi? Metropoll'ün nisan ayı araştırması şu verilere ulaştı: Son zamanlarda yoğunlaşan eleştirilere rağmen AK Parti'nin halk desteği %48,3 düzeyinde. Geçen seçimlerden bu yana sadece %1,5 azalmış. En yakın rakip parti olan CHP'nin halk desteği %21,2. MHP, %11,3'te, BDP %4,52te kalıyor. Bu bakımdan Sn. Erdoğan'ın arkasında sağlam bir parti desteği var.
Sn. Erdoğan'ın başbakanlık yapma tarzına olan beğeni %65 düzeyinde. Bu oran AK Partililer nezdinde %92,6, BDP'liler nezdinde %55. CHP seçmenlerinin %29,5'i ve MHP'lilerin %34,1'i de Başbakan'ın yönetim tarzını beğeniyor. Sn. Erdoğan'ın en yakın rakibi Sn. K. Kılıçdaroğlu'nun 'muhalefet parti lideri olarak' performansına destek sadece %24,1.
En fazla güvenilen parti başkanları listesinde %50 ile Sn. Erdoğan başta, %11,1 ile Sn. Kılıçdaroğlu onu izliyor. Diğerleri daha düşük.
Bu alametler ortadayken Sn. Başbakan tam yetkili başkanlıktan vazgeçer mi dersiniz? Yanıtınız "hayır" ise başkanlık sistemine gerekçe olarak gösterilen üç şeyin ne oranda gerçekleştirileceği önem kazanıyor: 1- Net bir kuvvetler ayrılığı; 2- Merkezin yetkilerinin çevre ile paylaşılması (adem-i merkeziyetçilik); 3- Bugüne kadar çözülmeyen çetrefilli sorunların çözümünde başkanlık iradesinin kullanılıp kullanılmayacağı. Bu noktada Başbakan'ın hukuk, demokrasi, özgürlükler ve uygarlık anlayışı önem kazanıyor. Herhalde bundan böyle bu konuları konuşacağız.