Kuşkulular memleketlerini sevenlerdir, onların olumsuz inançlarını sadece Başbakan kaldırabilir ya da çatışma içinde karışıklıklar doğal karşılanmalı.
Belli yaşam tarzını paylaşan insanlar, Başbakan’a karşı duygularını ıslık ve bağırarak belli etmişlerdir. Galatasaray stadının açılışında bulunanların önemli çoğunluğu, Başbakan Erdoğan’ı, ıslık ve sesle protesto (itiraz ve red) ettiklerini belirtiler.
Başbakan ve bakanlar, arkalarından spor yöneticileri stattan ayrıldılar. Olay sonrasında Kulüp Başkanı Adnan Polat, 600 milyonluk yatırımın Başbakan’ın kararıyla ve denetimiyle yapıldığını belirtti, tepkilerden üzüldüğünü söyledi. Dün yaptığı basın toplantısında, tepkilere katılanları bir daha stada almayacaklarını bildirdi, Erdoğan’dan özür dileğini tekrarladı. Bana göre, tepkilerin ve itiraz seslerinin, oradaki toplulukla, stadın kimin tarafından yapıldığıyla, oradaki konuşmalarla bir ilgisi yoktur; belli yaşam tarzını paylaşan insanlar, Başbakan’a karşı duygularını ıslık ve bağırarak belli etmişlerdir. Bu duyguların oluşmasında Galatasaray Kulübü’nün, futbolu ve genel olarak sporun bir katkısı var mıdır? Bilemiyorum; sanmıyorum! Başbakan’a tepki, uygun yerde ortaya konulmamıştır; açılışı göz önüne alırsak muhatabın seçimi haksızdır. Dün İstanbul’a kazandırılan birçok eserin toplu açılışında, Sayın Erdoğan’ın stadın yapılmasında Galatasaray Kulübü’nün bir kuruşunun olmadığını, yollarının ve metro istasyonunun zamanında tamamlanmasını anlatırken belli olan kırgınlığına da hak veriyorum.
6 yıldır yazılanlar
Ancak söz buraya gelince, bizim “endişeli modernler” deyimiyle tanımladığımız bir toplum kesiminin kuşkularına Başbakan’ın yıllardır önem vermediğini de hatırlatmak gereklidir. Son heykel ve içki yönetmeliği konuları, Başbakan’ın devlet işlerinde, dinsel refleksle karar verebildiği izlenimini bir kez daha ortaya koymuştur. 2003’te başlayan endişeler, zaman içinde kuşkuya, sonra da inanca dönüşmüştür. Ben “inanç” sahibi değilim, kuşkuluyum; bir kuşkulu olarak, bu inancın siyasal yaşamımızda yarattığı tehlikeleri 2005’ten beri yazıyorum. Aşağıda, onlarla örneği bulunan yazılarımdan paragraflar bulacaksınız. “Başbakan 5 yıldır bu kuşkuyu kaldırmak için ne yaptı?” diye sormak hak değil midir? Çok yazık ki konuşmalarıyla Başbakan, bu insanların samimi arayışını gördüğünü veya sezebildiğini gösterememiştir. (19.03.2007)
Bir ülkede yaşayanların üçte biri, diyelim dörtte biri, demokrasiyi ortadan kaldıracağı bilinen ve devletin temeli olan bir konuda iktidara güvenmiyorsa, o devleti yönetmek olası mıdır? İşte Başbakanımızın doğru sorup doğru cevaplamadığı bu sorudur! Görülen ve karşılaşılacak her krizin, kutuplaşmanın, her toplumsal sorunun kaynağı bu kaygıdır! Bugün iddianame, yarın başka bir şey, ateşleyen neden laikliğin tehlikede olduğu kaygısıdır. Bu kaygıyı paylaşan ve paylaşmayan insanlar birlikte yaşamaktadırlar, yaşayacaklardır. İnsanların evlerinde ve ibadethanelerde kendileriyle sınırlı davranışlarını kamu yönetimi belirlemez. Devlet, insanların sokakta, çarşıda, yolculukta, yargıda, poliste, askerde, kamu kurumlarında birlikte yaşama kurallarını belirler. Bu kuralların din ekseninde belirlenme kaygısıdır bugünkü gerilimin nedeni! (03.04.2008)
İktidar dışında hiçbir kurum bu kaygıyı azaltamaz; iktidar dahil hiçbir kurum bu kaygının etkisi dışında kalamaz. (09.06.2008)
Oysa iktidarın cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olduğu inancında veya şüphesinde olanların sayısı 10 milyonun üstündedir. Bunların bir kısmı sessiz ve eylemsiz beklemekte, oy vereceği parti aramaktadır. İktidara güvensiz bakanların, ‘Kuşkulular’ diye adlandırabileceğimiz diğer kesimi, sivil toplum örgütlerine, olanak çıktığında ve gücü yettiğince toplantılara katılmakta, çalışmalara yardımcı olmaktadır. Bu aktif kuşkuluların sayısı 6 milyon çevresindedir. (18/06/2009)
İki gerçek şudur: Demokrasi karşıtlığını sulamak için kaygılıların küçük bir oranı bile, tek bir kova su taşımaz! Laiklik için bu kesimin yapamayacağı bir şey; kabul edemeyeceği bir ortaklık yoktur!
Bu büyük sorun çözülmeden toplum huzura kavuşmaz. Çünkü toplumumuzda her yerde var ve etkin olan bu kesimin yerini alacak başka bir kesim yoktur. Bu büyük sorunu Başbakan dışında kimse çözemez. Çünkü gizli gündem olmadığını sadece Başbakan kanıtlayabilir! (07.07.2008)
Farklı yaşam biçimine karşı Ak Parti’nin tehdit oluşturduğuna inananların sayısı her gün biraz daha artıyor. Bunların sayısı, her gün başka bir merkezde, bir partiyi iktidardan indirmeye yetecek düzeye çıkma yolundadır. (07/06/2009) Benden yazması, bu (heykel) kararın yükünü Başbakan Erdoğan değil, kimse taşıyamaz! Anıt oradan kaldırılırsa, gölgesi orada kalır, o gölge Erdoğan’ın yaptıklarını, resmini ve sesini kapatır! Karar kendinindir! (11.01.2011)
Başbakan’ın gayesi
Başbakan geçen yıl başlarında; “Benim bu dünya hayatında gayem şudur: Bundan yıllar sonra o günün nesilleri şunu söylemeli: Bir Ak Parti iktidarı vardı, işte bir başbakan vardı, geldi geçti; Türk milletinin alnını ak ettiler, itibarını yükselttiler” demişti. Bugün de yeni bir yılın başındayız; kuşkulular memleketlerini seven insanlardır, onların olumsuz inançlarını sadece başbakan kaldırabilir ya da çatışma içinde karışıklıklar (stat örneklerinin ilerisi) doğal karşılanmalı, beklenmelidir.