Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, “kerhen” geldiği Ankara’da Türkiye-AB ilişkilerinde “tam üyelik” dışında bir yol bulunması konusundaki ısrarını sürdürdü.
Çankaya’da Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmesi ardından gazetecilerin karşısına çıkan Sarkozy oldukça sıkıntılı görünüyordu. 5-6 saate sığdırdığı ziyareti G-20 ülkeleri dönem başkanlığıyla açıklamaya çalıştı. 19 yıl sonra Fransa’dan Türkiye’ye gelen ilk cumhurbaşkanıydı.
Cumhurbaşkanı Gül’ün yanında “İstanbul’a da gitmek koşuluyla” 2011’de Fransa Cumhurbaşkanı olarak Türkiye’ye resmi ziyarette bulunabileceğini açıkladı.
Sarkozy, AB konusunda gelebilecek soruları Mehmet Ali Birand’la söyleşisinde, Rusya’yı da içine katarak, “21.yüzyılın başında, geçmişe ait şemaların içine hapsolmamalıyız. Türkiye ve Avrupa Birliği’nin ne Türkiye’ye ne AB’ye faydalı olacak bir tam üyeliğe gitmeksizin yeni bir strateji geliştirmesi mümkündür” sözleriyle formüle etmişti.
Cumhurbaşkanı Gül’le ortak basın toplantısında Türkiye’den iki gazeteci Sarkozy’yi AB konusunda sıkıştırdılar.
Ortadoğu’daki Arap diktatörlükleri yıkılırken, sessiz kalan AB karşısında demokrasisi ve insan haklarıyla bu ülkelere esin kaynağı olan Türkiye’yi AB’den dışlamak bir strateji ve vizyon eksikliği değil miydi?
Sarkozy bu sorudan duyduğu alınganlığı Türk gazetecinin Fransa’daki gazetecilerde eksikliğini hissettiği ülke sevgisi ve gururuna bağladı. Ve duygulardan bağımsız Türkiye’nin AB üyeliğine neden karşı olduğunu Akdeniz havzasından doğabilecek yeni ittifaklarla açıklamaya çalıştı.
Elbette inandırıcı değildi.
İkinci soru, tam da bu çelişkiyi açığa vuruyordu. Sarkozy’nin bugün karşı çıktığı tam üyelikle ilgili müzakere sürecine Fransa da imza atmıştı. Bu durum AB’nin siyasi ve hukuki belgelerinin bağlayıcılığı açısından inandırıcılık sorunu yaratıyordu.
Sarkozy’ye göre Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlatmakla bir “çıkmaz yol”a girilmişti. Yol yakınken tam üyelikten vazgeçmek tarafların lehineydi.
AB’nin “vazgeçme” eylemini Ankara’dan beklediği de bir gerçek.
Türkiye ise “anlaşmayı bozan” tarafın AB olmasını istiyor.
Sıkıntılı Ankara ziyaretinde Sarkozy’yi rahatlatan Libya’daki durum oldu.
Fransa Cumhurbaşkanı “Kaddafi’nin çekilmesini” istedi. Halka karşı şiddet kullanan Libya’ya BM’nin müdahalesini istedi. AB’nin henüz bir yaptırımı yok! Bosna ve Kosova’da ABD devreye girmese, Avrupa’nın ortasında “etnik temizliğe, soykırım”a uğrayan Müslüman halkların yardımına ne Almanya koşardı, ne de Fransa.
O Fransa ki İkinci Dünya Savaşı’nda “Nazi işgali”nden ABD ve müttefiklerince kurtulabilmişti! NATO’nun, Avrupa Konseyi’nin en eski üyesi Türkiye’yi AB’den dışlamaya çalışan Sarkozy’ye 21. yüzyıl vizyonundan çok, 20. yüzyıl tarihini hatırlatmakta yarar var.