Tarih (seçilmiş) gerçeklerden oluşan bir efsanedir. Milli tarih ise efsanelerden oluşmuş olan bir gerçek.

Ne demek bu? Bir kere tarih, geniş bir kronoloji (zamandizin) değildir. Seçilmiş olgular, sonraki kuşaklar için bir anlam ifade edecekleri gibi yazılmıştır. Demokratik olmayan (yani alternatif tarih anlayışlarının dile getirilemediği, yazılamadığı) toplumlarda tarihi iktidarlar yazar. Bu tarih yazını, egemenlerin konumunu meşrulaştırmak, başka bir yönetim tarzının mümkün olmadığını vurgulamak gayesi taşır. O nedenle "milli" adı altında yazılan tarihler, olanı değil olması gerekeni içeren ideolojik şartlandırmalardır. Ne gerçektirler ne de bilimsel. Her olgunun bir ikinci anlamı vardır ve o anlam da siyasaldır, olgusal değil. Dersim tartışmaları bize bu gerçeğin ucunu gösterdi. Ama öylesine şartlanmışız, "milli tarih" öğretisiyle öylesine beynimiz yıkanmış ki konunun her tartışması müthiş bir direnç doğuruyor.
Geçen cuma akşamı (her cuma olduğu gibi) Kanal A'da gerçekleştirdiğimiz "Sivil Düşünce" adlı bir tartışma-analiz programına gelen iletilerin, "milli eğitim"in bizi nasıl birbirimize ve ülke gerçeklerine yabancılaştırdığını gördük. Gelen tepkilerin birkaçını sizinle paylaşmak isterim. Olumsuz tepkiler üç grupta toplanıyor:

1- Yalan söylüyorsunuz. Siz AKP yardakçılığı yapıyorsunuz.
Örnekler: - ...Hayatınızda hiçbir savaş yaşamamış insanlar olarak utanın... Güneydoğu'da yanan ateşi söndürün de görelim...
- Herkes okuyor ve biliyor; sizin gibi emperyal uşaklardan öğrenecek değiliz tarihi.
- Oldu bitti ülkenin bütün sorunlarını CHP'ye yüklüyorsunuz... Siz nasıl sevmiyorsanız CHP'yi, bizler de AKP'nize bayılmıyoruz.
- Sizler Kurtuluş Savaşı zamanında olsaydınız, sanırım İstanbul'u işgal edenlerin kurduğu televizyonda "görüşlerinizi" (!) nakşederdiniz.

2- Olayların kurbanları hak etmişlerdi. Cezalarını buldular.
Örnekler:
- Ülkemizin herhangi bir yerinde meydana gelen isyanın haklı hiçbir tarafı yoktur...
- Bu ülkeye hainlik edene de hain demekten imtina etmemeliyiz. Seyit Rıza haindir.
- Neden Kürtler'in ihanetinden bahsedemiyorsunuz?
- Başka ülkelerden destekli Kürt'müş, Alevi'ymiş, Sünni'ymiş her neyse bu ülkeye ihanet etmiş sayılmaz mı?

3- Nereden çıktı bu konu, güncel bu kadar sorun varken? Bu tartışmalardan düşmanlarımız yararlanıyor.
Örnekler:
- Şu yaptığınız programı seyreden Ermeniler, "Türkler ne hale geldiler" diye gülüyorlardır. Bu da sayenizde olmaktadır.
- Atalarımız olan padişahlar kardeşlerini boğdurup öldürmüştür. Bunu nasıl açıklayacaksınız? Bu milletin değerlerine dokunmayın... Milletin yeterince derdi var...
-Nereden çıktı şu an Dersim olayları beyler? Bunu konuşadururken AKP hükümetinin hatalarını hafifletmiyor musunuz?

Şaşkınlık ve arayış

Tepkilerin en çarpıcısı yönetenlerin ve öğretilerinin kusursuzluğu üzerine bina edilen tarih anlatısı çökünce "aldatılan" insanın şaşkınlığına bir örnek:
"Benim kafam almadı çünkü yani burada katliam yapan biz Türkler miyiz? Benim Kürt arkadaşım bana 'Zamanında da öldürüyordunuz bizi' diyor. Şimdi ben nasıl bir cevap vereyim ona?.. Yani hep mi suçlu Türkler?"
Bu tepkilerde geçmişte ne olduğunu anlama, devletin halkının hizmetinde olduğu bir insanlar topluluğu gibi değil de bir sürü gibi görüp istediği gibi gütmek, istediği şekle sokmak için öldürmek, sürmek, tarihi-kültürel mirasını yok etmek ve çocuklarını elinden almak gibi pervasız, hukuk dışı şeyler yaptığını görüp bunların tekrarlanmaması için gayret etme çabası yok. Bozulan ezberin yerini şaşkınlık ve öfke dolduruyor.
Pekiyi, birbirinin acısına duyarlılık gibi demokrasinin olmazsa olmazlarından bir duygu ortaklığı geliştiremezsek biz uzlaşma içinde bir anayasa yapıp, barış içinde nasıl yaşayacağız?