12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren generalleri savunan avukatlar onların kendilerini ilelebet koruyacağına inandıkları bir mantıktan hareket ettiler.

Yani "Başarılan darbe kendi hukukunu yaratır; yasa dışı bir fiil olarak başlayan darbe, kendi meşruiyet zeminini oluşturur." Onlar, "kurucu irade" olurlar. Dolayısıyla darbeciler kendi hukuklarınca cezai bir işleme tabi tutulamazlar.

Bu sözleri duyunca siz de zaman zaman rastladığınız insafsız bir uygulamayı hatırladınız mı? Tecavüze uğrayan bir kızın "namusunu temizlemek" adına tecavüzcüsüyle evlendirilmesi ve mutlu bir yaşam kuracağının beklenmesi ikiyüzlülüğüne... Tecavüzcünün koruyan-kollayan-seven bir eş olması beklentisi ne kadar gerçekçiyse, darbecilerin bir ülkeye hak, adalet, özgürlük ve demokrasi getireceği beklentisi de öyledir. Saflıktan öte bir şeydir; bir suç ortaklığı veya suça yardım ve yataklık yapmaktır. Maalesef toplumca biz bunu yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz.

İtaatçi toplum

Darbecilerin anayasasını değiştirmek için yapılan son girişimi (Anayasa değişikliği referandumunu) kimimiz boykot ettik, kimimiz karşı oy vererek engellemeye kalktık. Diğer yandan 12 Eylül'ün bu ülkeye dayattığı yasalar hâlâ yürürlükte. Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, YÖK ve MGK gibi vesayet kurumları, Ceza, Terörle Mücadele ve Ceza Muhakemeleri yasaları gibi toplumu devlete tabi kılan, katılımı sınırlayan, demokratik hak ve özgürlükleri kuşa çeviren, hemen her girişimi cezalandırmaya müsait yasalar ortada duruyor. Bunları değiştirebilecek çoğunluk iradesi de Meclis'e hâkim. Ama düzen, tüm şikâyetlere karşın devam ediyor. Siyasetçileri suçluyoruz. Onlar da askerleri...

Oysa Arap Baharı denen büyük ve kansız kalkışma, bir sivil itaatsizlik hareketi olarak başladı. Milyonların sisteme itirazlarını sergilediği gösterileri başlatan tek bir soruydu: Neden? "Neden iktidarı ele geçirdikten sonra özgürlük, adalet ve refah vaatlerini tutmadan ve başarısızlıklarının, hırsızlıklarının hesabını vermeden 30 yıldır, kırk yıldır ülkelerimize egemen olan bu tohuma kaçmış adamlar hâlâ bizi yönetmek istiyorlar? Üstelik iktidarı kendilerinden sonra asıl sahibi olan halka değil oğullarına devretmek istiyorlar?" Bu soruların yanıtları Arap dünyasında otoriter rejimlerin kimyasını bozdu. Kimini devirdi, kimini sallıyor.

Demokrasi için sivil itaatsizlik

Şimdi soruyorum: 12 Eylül anayasasının değişmesini siyasetçilerden beklerken biz, meydanları sesleri ve yürekleriyle dolduran Araplar kadar kararlılık gösterip, bu parti ve seçim yasalarıyla ve vesayet kurumlarıyla seçime katılmayacağımızı beyan edemez miyiz? Halkın katılmadığı bir seçimde kim zaferini ve iktidarını ilan edebilir ki? Belki böyle bir sivil itaatsizlikten, sivil bir yönetim anlayışı ve yapısı doğar.

Tabii ben bir umuttan bahsediyorum. Biliyorum ki umut ettiğim gerçekleşmeyecek. Ama o zaman da siyasetçileri suçlamaktan vazgeçelim. Sonuç olarak biz onların yaptıklarını ve kararlarını oylarımızla destekliyoruz. Şikâyet ettiğimiz düzen de bu sayede sürüyor.

Durum böyleyken bu düzeni bize miras bırakan iki generali yargılıyoruz. Oysa yargılanması gereken: 1- Sadece neden darbe yaptıkları (fiil) değil, darbe ortamını hazırlamak için yarattıkları kırım ve kıyımlar, vatandaşları birbirine düşürecek ve ulusal bütünlüğü bozacak kanlı eylemlerdir. 2- Darbe sonrası keyfi idamlar, yurttaşlıktan çıkarmalar, işten atmalar, on binlerin ağır işkencelerden geçirilmesi, hapislerde süründürülmesi ve bütün toplumun aşağılanmasıdır. Bunlar, insanlığa karşı suçlardır ve zaman aşımı veya hukuki koruması olmayan cürümlerdir. Ya yargıçlar, 12 Eylül hukuku hâlâ yürürlükteyken darbecilerin kendi yasaları tarafından yargılanmayacaklarını söylerse? O zaman ne olacak?!