Türkiye'de sürmekte olan kürtaj tartışmalarının iki belirgin özelliği var.

İlki, işin sağlık yönünden çok kültürel değerler üzerinden sürdürülen ideolojik bir kamplaşmayı sergilemesi. İkincisi, asıl taraf olması gereken kadının sesini bastıran bir erkek egemenliğini açık etmesi.

Kendilerini "laik modern" olarak niteleyenler, bireysel özgürlükleri savundukları gerekçesiyle kürtajın serbest bırakılmasını istiyorlar.

Kamusal kimliklerini "muhafazakâr-dindar" olarak ifade edenler insan canını korumak gerekçesiyle kürtaja kategorik (mazeretsiz) olarak karşı olduklarını belirtiyorlar.

İkincilerin arkasında hükümet partisi yani siyasal güç de var. Kültürel değerlerin, sosyal veya bireysel tercihlerin siyasal nitelik kazanması durumunda kültürel alan (yaşam tarzına ilişkin tercih ve uygulamalar) bir çatışma nedeni olabiliyor. Toplumu kutuplaştırıyor. Bugün ülkemizdeki kamplaşmaya hatta ayrışmaya bir yenisi daha eklenmiş görünüyor.

Kültürel ve siyasal tercihler

Hangi dinden veya milletten olursa olsun siyasal sağ benzer tercihler de bulunuyor. Örneğin Katolik kilisesi kürtaja karşı.

Amerika'da okuduğum ve akademisyenlik yaptığım dönemlerde muhafazakâr eylemcilerin kürtaj kliniklerini bombaladığına şahit olmuşumdur. Onlar da Protestan muhafazakâr ve sağcılardı.

Ülkemizde kürtajın serbest olmasını savunanların önemli bir kısmı, yasak isteyenlerin dindar ve muhafazakâr olması nedeniyle laik bir ülkede siyasal otoritenin (veya laik bir devlet teşkilatının) bireylerin kürtaj kararına karışmamasını savunuyor.

Bunun bireysel bir hak ve özgürlük alanı olduğunu ileri sürüyorlar. Olay geliyor laiklik-dinsellik duvarına tosluyor.

Süren tartışmaya, daha doğrusu sürtüşmeye bakınca olayın ne sağlık sorunu ne de insan haklarının savunulmasıyla doğrudan ilgili olduğu görülüyor.

Bu düpedüz bir hayat tarzı ve ona ilişkin sosyal değerler tartışması. Güzel, böyle bir tartışma sağlıklı ve gereklidir ama demokratik olmak, yani eşit ağırlık taşımak koşuluyla.

Başkaca dendiğinde her iki kesimin de tercihlerine uygun seçimleri yaşayabilecekleri özgürlük alanının bulunması gerekir. Biri diğerine kendi tercihini dayatmamalı, bunun için kendi seçim(ler)ini siyasal araçlarla kuvvetlendirerek diğer kesim(ler)e zorla kabul ettirmemelidir.

Pekiyi bunu yapacak demokratik akide daha oluşmamışsa? O zaman herkesin uyması gereken hukuk kuralları devreye girer, girmeli. Burada sözü edilen ölçü hukuktur, kanun değil.

Her otorite, hele diktatörler, çok çabuk kanun yaparlar. Zaten ağızlarından çıkan kanundur. Ama hukuk, uluslararası hak, adalet, eşitlik, insaf ölçüleriyle uyumlu bir kurallar bütünüdür. Bu nedenle kanunların yerelliği veya ulusallığı hukukun uluslararası ölçüleriyle çatışabilir.

Önünde sonunda kanunlar hukuka uydurulsalar da hükümlerini icra ederler ve uzun süreli sonuçlar doğurabilirler. Galiba bu sefer de böyle olacak.

Tartışmada göz önünde bulundurulmayanlar

Kürtaj özgürlüğünü savunanlar da bunu hamileliğin belirli bir aşamasından sonra istememektedir. İkincisi, savundukları istenmeyen hamilelik, tecavüz, sakat veya özürlü çocuk doğurma gibi emrivakileri önleyecek bir seçim hakkıdır. Çocuk öldürmek değildir.

Onların söz ve gerekçelerinin pek kaale alınmaması hamileliğin oluşması ve sonlandırılması konusunda kadının bireysel tercih kullanmasının kabul görmemesidir.

Bunun iki nedeni olduğu söylenebilir: Kadının cinsel özgürlüğünün benimsenmemesi (ahlaksızlık olarak görülmesi); erkeğin hem doğum hem de kadın üzerinde son karar verici olmak avantajını yitirmek istememesi.

(Muhafazakâr değerler.) Her iki konu da kültürel olgulardır ve siyasete uzanan bir boyutları vardır.

Kürtaj, 1983'ten beri ülkemizde yasaldır ama şarta bağlıdır. Hamileliğin ilk 10 haftasında kadınların gebeliği sonlandırmasına izin veriliyor.

10 haftadan sonra yasal kürtaja sadece hamile kadının hayatını ya da sağlığını kurtarmak ve ceninde tespit edilen anormallik durumlarında izin veriliyor.

Bu işin tıbbi yönü. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, "kürtaj yasaları ne kadar kısıtlayıcı olursa, kürtajın güvensiz ve ölümle sonuçlanabilir olma olasılığı o kadar yüksek olur."
Ama nasıl askerlikte emir demiri keserse, siyaset de sağlıkla değil iktidarla ilgilenir.

Not: Bu bir eleştiri veya yön belirleme yazısı değil, bir durum saptamasıdır. Devam edeceğim.