Ülkeler arasında ‘dostluklardan çok çıkarların rol oynadığı’ gerçeğini doğrulayan bir çıkış İran’dan geldi.
İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi, ‘Suriye’den sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini’ söyleyiverdi. Açıklamanın içeriği kadar zamanlaması da talihsizlik örneğiydi; İranlı general, ‘büyük şeytan’ olarak nitelendirdiği ABD ile işbirliği halindeki ülkeleri tehdit ederken, İran Dışişleri Bakan Salihi, Ankara’da Ahmet Davutoğlu ile kucaklaşıyordu.
Şimdilerde komşularla ‘sıfır sorun’ politikası çöktüğü için ağır şekilde suçlanan Dışişleri Bakanı Davutoğlu birkaç yıl önce İran ve Suriye ile kurduğu yakın ilişkiler nedeniyle Türkiye’ye yönelik ‘eksen kayması’ eleştirilerinin odağındaydı.
Türkiye, İran’ın ‘nükleer programı’nın denetimine yönelik diplomatik yolları açık tutmak için BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’ye rağmen yaptırımlara ‘hayır’ oyu kullanmıştı.
Davutoğlu, İran’la AB arasındaki ilişkileri normalleştirmeye çalıştı.
‘Uranyum takası’nda adres İstanbul olacaktı.
Suriye lideri Esad’la dostluğa benzer yakınlık İranlı liderlerle kurulmuştu.
Şimdi o İran, Türkiye’yi Suriye’ye benzemekle tehdit ediyor.
İranlı General, ‘Dostlarımız El Kaide terörünün yayılmasının kurbanı olmasınlar.’ diye uyarıyor.
Rusya ve Çin gibi İran da Esad rejiminin yıkılmasında yana değil.
Türkiye’ye ‘aba altından sopa göstermesinin’ birinci nedeni, Suriye’deki ayaklanmanın AKP Hükümeti’nce körükleniyor olması. Asıl rahatsızlık ise ABD ve NATO’nun isteğiyle İran sınırına konuşlandırılan ‘füze kalkanı’. İran bunu, kendi güvenliğine bir tehdit olarak algılıyor. İsrail’in ‘nükleer santrali’ vurması halinde bölgeyi ‘cehennem’e çevirecek bir savaşta Türkiye’nin ABD ve Batı’ya sağlayacağı savunma/saldırı avantajından ürküyor.
Suriye’nin kuzeydeki Kürtlere hareket serbestisi tanıması gibi İran’ın da kendi topraklarında üstlenen PKK’ya eskisi kadar baskı yapmadığı öne sürülmekte.
Son karakol baskınlarında İran’dan sağlanan geçiş kolaylığı yadsınamaz.
Ortadoğu coğrafyasında artık yeni bir oyun kuruluyor.
ABD’li stratejist Brzezinski, Sovyetler’in dağılmasından sonra Kafkaslar ve Asya’da ortaya çıkan bağımsız devletleri ‘büyük satranç tahtası’ kuramıyla açıklamıştı.
Saddam’ın Kuveyt’i, ABD’nin Irak’ı işgaliyle Orta Doğu masaya geldi.
11 Eylül saldırıları ve Afganistan’ı da bu sürece katmak gerekiyor.  
‘Arap baharı’yla Kuzey Afrika’dan Mısır’a, Suriye’ye rejimler değişiyor.
Etnik ve mezhepsel çatışmalar sınırları zorluyor.
İran’ın ‘Suriye’den sonra sıra Türkiye’ye gelecek’ demesi ‘retorik’ten ibaret olmasa gerek. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 11 Ağustos’ta Türkiye’ye geliyor.
  İran’ın öfkesinin ardında Washington’un İsrail Türkiye ilişkilerini yumuşatma misyonu da olmasın?
Tahran’dan bakılınca Türkiye’de ‘eksen kayması’ yaşanıyor ama Batı’ya doğru!