Geçen hafta apayrı konularda iki toplantıya katıldım.

İlki eylem araştırması (kurumların işleyişi ve personelin işlevleri incelenip nasıl daha verimli ve amaca yönelik hale getirilebilirler konusu) diğeri Suriye ve geleceği. İlkinde Hollandalılar çoğunluktaydı, ikincisinde Suriyeliler; tabii muhalifler.

Suriye

Muhalefetin çeşitli kesimlerini dinledim. İzlenimim şu: Neye karşı olduklarını biliyorlar ama birlikte nasıl bir Suriye kuracakları konusu net değil. Ülkelerindeki derin ayrılığın farkındalar ve muhalefet olarak azınlıkta oldukları duygusunu saklamakta zorlanıyorlar. Artık olgunlaşmış olan Suriye halkı özgürlüklerini, geleceklerini ve servetlerini çalan bir rejimden memnun değil ama onu devirdikten sonra ne olacağı, kimin iktidar olacağı, nasıl bir gündeme sahip olacağı konusunda tereddütlü. Bu konuda da çok haklılar. Libya'yı ve Irak'ı görüyorlar. Bu nedenle muhalefetin iyice belirginleşmesi ve kendi içinde uzlaşması, aşırı akım ve örgütlerin baskın çıkmaması için bekle gör siyaseti uyguluyorlar.

Muhalefet cephesi hem halkın çoğunluğunu yanına çekmek konusunda zorlanıyor hem de iktidarla mücadele edecek örgütsel ve askeri kapasiteye ulaşmış değil. Konuşmalarından bu konudaki karamsarlıkları anlaşılıyor. Batı'nın mücadelelerine sempati ile bakmasına rağmen neden maddi yardım konusunda cimri davrandığını pek anlamıyorlar ve kızıyorlar.

Bir de Esed rejimine karşı olmalarına rağmen ABD, AB ve İsrail'in neden hükümeti devirmek konusunda daha aktif olmadığını anlamakta zorlanıyorlar ama çok açık ki tüm bu aktörlerin birinci kaygısı kontrolden çıkmış bir muhalefetin ülkenin bölünmesine neden olacağı ve İran, Hizbullah hatta El Kaide gibi aşırı güçlerin bölgedeki nüfuzunu artırması.
Bütün bunlar alt alta yazıldığında Esed rejiminin bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor. Uluslararası camianın bu çekimser ve ağırdan alan tutumu yanında Türkiye aceleci ve fazlaca müdahaleden yana görünüyorsa bunda Suriye'nin geleceğini belirleyeceğim derken muhalefete fazlaca angaje mi olduğu sorusu akla geliyor.

Eylem araştırması ve planlaması

Bu fasılda ortaya çıkan fikirler şöyle: İnsanlara yer veya koltuk gösterirsen oraya otururlar. Bu bir yapı (veya fikri) doğurur. Her yapı (düzen) insanlarda alışkanlık yapar. Hep aynı koltuklara otururlar. Bu da sürecin dinamizmini sınırlar ama koltukları kaldırırsan, insanlar yerlerinden çok süreci düşünmeye başlarlar. Amaca odaklanırlar. Bunu yaptıkları anda yeniden tanımlanmış amaca uygun yeni bir yapı ortaya çıkar. Eğer evrim engellenirse, yani yapıların içinde yaşayan insanlar tarafından düzeltilmesinin, yenilenmesinin önü kesilirse, devrim olur. İnsanlar artık işlevselliğini yitirmiş, çoğunluğa zarar veren yapıları yıkmalı, eski kurum ve usulleri değiştirebilmelidirler. Bu da ancak özgür ortamlarda, demokratik toplumlarda olabilir.

İnsanoğlunun en büyük keşfi, eğer duruş ve düşüncelerini değiştirirse geleceğini (içinde yaşadığı yapıları/kurumları) de değiştirebileceğidir. Değişimin dört bileşeni vardır: 1- İnsanlar (değişimi isteyen); 2- Yapılar (artık işlemeyen, verimsiz); 3- Zihniyet veya tutum (var olan ilişkilerin ve yapıların daha iyilerinin olabileceği inancı); 4- Değişmek için bir neden üretmek (yapabilir olmak duygusu; yeterince güçlüyüm/güçlüyüz inancı.)

Yapabilirlik duygusunun ardında değişimin doğrultusu (geleceğin görünümü=vizyon) ve doğru araçların ehil ellere verilmesi olgusu vardır. Bu da değişim isteyen insanların sürece katılmasını, aralarında güven, iş bölümü ve ortak bir dil oluşturmasını gerektirir. Gerisi sebat, emek ve deney işidir.
Ne diyorsunuz? Biz bu sürecin neresindeyiz?