Önce özetler: İstanbul’daki 1 Mayıs yürüyüşünde Şişli civarında bazı özel kuruluşların vitrinlerine, bankaların ATM’lerine yapılan saldırılarla ilgili olarak 14 Mayıs’ta Terörle Mücadele ekiplerinin yaptığı operasyonla 60’tan fazla kişi gözaltına alındı, dokuzu tutuklandı. İki hafta sonra ikinci dalga geldi. Şu anda üçü liseli olmak üzere 15 tutuklu Metris T Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Sekiz kişilik koğuşta 15’i birlikte kalıyor.
İlk dalga gözaltıların medyada geniş yer bulmasının birkaç nedeni vardı. Birincisi, inmiş cam çerçeve görüntüleri eşliğinde ‘huzur içindeki 1 Mayıs’ı lekeleyenlerin sonu’ temalı haberler tutabilirdi. İkincisi, gözaltıların sonsuz absürdlükleri arasında keşfedilen birkaçı operasyona dair haberlerin merkezine oturdu.
Çok da haklılardı, misal ‘Kürk fuarı protestosunun’, Kürt fuarı anlaşılması algıda seçilik üzerine şahane bir numuneydi. Birkaç üyesi tutuklanan Yeryüzüne Özgürlük Derneği gibi, insan haklarıyla hayvan haklarını aynı anda savunan, HES’lere karşı mücadeleyle homofobiye karşı mücadeleyi birlikte yürüten bir derneğin varlığı emniyet mensuplarını biraz afallatmıştı. Keza hastalıklı sandıkları vegan ve vejetaryen tutuklular da bir tür sınav oldu onlar için. Haliyle onları konuştuk önce. Fakat sonra bu operasyon o kadar silindi ki medyadan, ikinci dalga operasyon bile zar zor duyuldu. Mesela seslerini duyurabilmek için 15 tutukludan 12’sinin dönüşümlü olarak iki haftadır açlık grevi yaptığını biliyor musunuz? 

Sabah beşte baskın
‘Kürt fuarı’ kadar başka tuhaflıklar da mevcut. Ortadaki suç ‘Kamu malına zarar vermek’ ve ‘gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ fakat ilk başta gözaltına alınan 60 kişiden 17’si eylemlere katılmış. 1 Mayıs alanında olmayanlar dahi var.
Sadece cam çerçeveyle ilişkilendirilmeye çalışıldıysa da takip çok önce başlamış çünkü. Gizlilik kararı yüzünden avukatlar çaresiz, Deniz Fidan’ın avukatı Sibel Sevinç “Sizin bildiklerinizle benim bildiklerim arasında fark yok” diyor kinayeyle. Hiçbir şey göremeseler de en azından dosya numarası ortada. Savaş Düzdaş’ın avukatı Mustafa Taylan 2011’den beri takibatın yapıldığı söylüyor. Bir şüphe var. O yüzden asayiş değil, terörle mücadele şubesi yapıyor operasyonu. O yüzden sabahın beşinde, evlere tam teçhizatla silahlı polisler eşliğinde baskın yapılıyor. Her kitapçıda bulabileceğiniz anarşizm üzerine kitaplar, internetten 30 saniyede indirebileceğiniz yayınlar, künyeli dergiler örgüt belgesi olarak toplanabiliyor. Birbirini tanıyan üç beş kişi var, mahkemede tanışıyorlar hasbelkader.
Çok büyük bir örgüt olmalı. Özel yetkili mahkeme bakmalı, avukatlara kısıtlılık getirilmeli. Sorguda sorulanlar da örgüt, hatta uluslararası ayağı olan bir örgüt tablosu çizme gayretinde. Avukat Taylan “Avukatlık yaşamımda daha önce kamu malına zarar verme ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten birinin tutuklandığını, uzunca bir süre cezaevinde kaldığını görmedim. Bu cezalar genelde alt haddinden verilir, indirimler yapılır, çoğu ertelemeyle sonuçlanır” diyor. 

Anarşist parti geliyor
Bazılarına ‘etkin pişmanlık yasasından’ faydalanmayı isteyip istemediklerinin sorulması da avukatları şaşkına çevirmiş. Sibel Sevinç bu yasanın, Hizbullah, PKK gibi örgütler için işletildiğini söylüyor. Burada ise örgüte sorulardan ulaşılmaya çalışılıyor zaten.
Görüştüğüm avukatlar, gözaltına alınıp serbest bırakılanlar, gizli tanık beyanı girizgâhıyla başlanan benzer sorulardan söz ediyor. Mesela “Örgütü ne zaman kurdunuz?” Anarşizm ve örgütlülük ilişkisi sorgu odasında anlatılabilecek bir şey mi? “Türkiye’deki anarşistlerin lideri kim?” Peki ya anarşizm ve hiyerarşi ikilisini, nasıl bir araya gelemeyeceklerini sizden uluslararası bir terör örgütü üyesi çıkarmak isteyen birine nasıl anlatırsınız?
“Hangi kitapları okuyorsun”, “Daha önce hangi eylemlere katıldın”, hatta “O dergide hayvan haklarıyla ilgili yazıyı neden yazdın”, “Üçüncü köprüye karşı mısın?” gibi soruları bir yana koyduk. Uluslararası terör örgütü çökertilmiş gibi bir operasyon yapılarak alınan ve o biçimde yargılanmak istenen insanlara “Facebook’ta o anarşist videoyu neden beğendin?” gibi bir soru sorulabilir mi, lütfen söyleyin. Az sonra hikâyesini anlatacağım Nuray Şimşek Yağcı, Facebook sorgusundan geçenlerden. Bayağı oradaki yorumları hakkında açıklama yapması, “Facebook’ta bilmem ne nick’li kişinin gerçek ismi ne?” gibi soruları cevaplaması istenmiş.
Gerçekten bu yaz anarşizm geliyor olabilir mi? Öyle bir telaş... Birkaç kişiye “Türkiye’de anarşist parti kuruluyormuş. Sen var mısın?” diye sorulduğuna göre, gerçekten seçimlere yetişecek bir anarşist parti kuşkusu var demek ki. ‘Anarşist parti olur mu’ zaten gayet eğlenceli bir olta; fikriyatın buna imkân vermediğini nasıl anlatırsınız. Önemli olan böyle bir endişenin varlığı. Anarşistler Meclis’e girip ana muhalefete sonra da iktidara mı oynayacak? Bu mu? Tehlikenin farkında mıyız? 

Herkes mesafeli
Avukat Sibel Sevinç “En ufak bir topluluk bile suç örgütü haline getirilebiliyor. Bu çok tehlikeli. Artık devletten korkar hale geldik. Kanunlar bizi korumaya değil, yakmaya doğru gidiyor” diyor, “Sonuçta anarşizm, sosyalizm gibi, liberalizm, nihilizm gibi bir düşünce biçimi. Ne var yani?”
Hakkında bu kadar az şey bilinmesine rağmen, bu kadar önyargılı olunan başka bir ‘izm’ yoktur. Teröristin eşanlamlısı gibi kullanıyor anarşisti çokları. 80 öncesinden kalma kötü bir miras.
Nuray Şimşek Yağcı, Düzce’de felsefe öğretmeni, gözaltına alınıp mahkemeye sevk edilmeden bırakılanlardan. Fakat eşi Yenal Yağcı cezaevinde.
Kendisini anarşizan eğilimleri olan biri olarak tarif ediyor; bir düşüncenin nasıl suç olabildiğini soruyor. Ağır bir ‘arama’ süreci yaşamış. Düzce’de evinde yapılan baskın sonrası bir kadın polisin yanında giyinmesine, elleri kelepçeli İstanbul’a getirilmesine rağmen Vatan’daki şubede tekrar çırılçıplak soyulduğunu, hatta eğilmesinin istendiğini, vajina ve rektum aramasının yapıldığını anlatıyor. Gereğini anlamadığı bu aramayla kendisini aşağılanmış hissedişini Adli Tıp raporuna yazdırdığı için ayrıca hayatı zorlaşmış.
Serbest ama hayatı dışarıda kolay mı? Memur olduğu için hakkında soruşturma başlatılmış. Televizyonlarda kelepçeli görüntüleri yayımladığı için veliler “Bu nasıl öğretmen” diye şikayet ediyor. Çevresindekiler daha mesafeli, hatta sabah 5’te evi basılmış biri olarak komşuları yüzüne bakmıyor. Bu nasıl bir anarşizm korkusu hakikaten?