12 Haziran seçimlerinden AKP gibi başarıyla çıkan ikinci parti BDP oldu. BDP yüzde 10 barajını aşabilmek için bağımsız adaylara destek verdi. Sadece Kürtlerle sınırlı kalmayan bir “çatı” oluşturuldu. “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” adıyla sol ittifaka gidildi. 36 bağımsız Meclis’e giriyor. Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder gibi sosyalistler, 1960’ların TİP’ini çağrıştıran bir heyecan dalgası yaratmayı başardılar.
Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarından CHP listesinde yer alamayıp “bağımsız” aday olanların uğradıkları düş kırıklığı karşısında “Demokrasi bloğu”nun başarısı daha da anlam kazanıyor.
CHP dışında bir sol grup Meclis’te oluşuyor.
Çarpık ekonomik büyüme karşısında, üretime dayalı yatırımı, istihdamı, insanca çalışma ve yaşama koşullarını savunan, emeğin sömürülmesine, sigortasız istihdama, sendikasızlaştırmaya karşı çıkan, nükleer karşıtı, çevre ve gıda güvenliğinden yana, silahlanmaya karşı savunma harcamalarının eğitime gitmesini isteyen, kadına, gençliğe değer veren, “sol” anlayış Parlamento’ya giriyor.
HES’lere “hayır” diyen bu muhalif hareket, Avrupa parlamentolarında yer alan “Yeşiller”in partneri olacak.
Bağımsızları, yeni Anayasa yapım sürecinde “demokratik özerkliği” savunurken göreceğiz.
Kürt milletvekillerine Parlamento’da büyük sorumluluk düşüyor.
Onların başarısı, İspanya’da, İrlanda’da, İngiltere’de, İskoçya’da olduğu gibi demokratik siyasetin önünü açacak. Kürt sorununun çözümsüzlüğüne dayandırılan silahlı hareketin “ayrılıkçı bir tehdit” olmaktan çıkıp siyasallaşması mümkün olacak. Güneydoğu’da akan kanın durması ve barışın sağlanması için bağımsızlara tarihi bir görev düşüyor.
1991’de Ahmet Türk, Leyla Zana, Hatip Dicle gibi bugün artık hayli tecrübe kazanmış isimlerin de CHP listelerinden Meclis’e girdiği süreçten ağır bedeller ödenerek çıkılmıştı. 10 yıllık cezaevi döneminden, “iç savaş” boyutlarına uzanan çatışmalardan geride kalan binlerce can kaybı, kan ve gözyaşıydı.
20 yıl sonra aynı noktaya sürüklenmek, Türkiye’nin geleceğine en büyük suikasttır.
Siyasiler, meydanlardaki söylemlerini yumuşatmak, kullandıkları şiddet-nefret dilini yeni Parlamento’ya taşımamakla yükümlüdürler. AB müzakere sürecinde kaldırılan “ölüm cezası”nı koz olarak kullanmak tarihi bir hata olur.
CHP seçim kampanyasında TBMM’de bir “Hakikatler Komisyonu” kurulmasını istedi.
Güney Afrika deneyiminde başvurulan bu yöntemin barışın sağlanmasına katkısı yadsınamaz.
TBMM’de “akil insanlar”dan oluşacak komisyona MHP de üye vermelidir.
12 Haziran seçimlerinin önemli bir sonucu da kadın milletvekili sayısındaki artıştır.
Kadınların görev yapacağı “Hakikatler Komisyonu” anaların gözyaşının dinmesi konusunda etkin olabilir. “Faili Meçhul Cinayetler” komisyonu da bu kapsamda çalışabilir.
Demokrasi adına umutluyuz.