CHP ve AKP liderlerinin Diyarbakır mitingleri öncesinde Kürt siyasetinin simge isimlerinden Leyla Zana ile İstanbul’da IMC Televizyonu’nun “Gündem Müzakere” programına katıldık. Ertuğrul Mavioğlu’nun yönettiği programın konukları Oral Çalışlar, Nuray Mert, Celal Başlangıç ve Mahmut Övür’dü.
Leyla Zana, 1991 seçimlerinden yirmi yıl sonra Diyarbakır bağımsız milletvekili adayı olarak yeniden Meclis’e girmeye hazırlanıyor.
Zana’nın parlamenterlik serüveni, “Kürtçe yemin”le başlamış ve 1994 yerel seçimleri öncesinde “dokunulmazlıkları”nın kaldırılması ve on yıla uzanan cezaevi dönemiyle son bulmuştu.
TBMM’nin tarihi ayıbıydı; DEP’li vekilleri kapıdaki polislere teslim etmek!
Özgürlüğüne kavuştuktan sonra 2007 seçimlerine girmedi.
Leyla Zana’nın dönüşü, Türkiye’de Kürt sorununda yaşanan “değişim”in de göstergesi.
“Silahlı mücadelenin yerini siyasetin alması gerekiyor. Barışı kurmak istiyorsak demokratik siyasetin önünü açmalıyız.“ Bu sözler Zana’ya ait. 2011’de yeniden milletvekili aday olmasında bu düşünceler etken olmuş. Siyaset sertleşiyor, şiddet tırmanıyor olsa da, geçmiş acıların deneyimiyle geleceğe olan inancı, umudu olmasa “köyünde oturur” yeniden Meclis’e girmek istemezdi.
IMC’deki programda değişimin 2011 Türkiye’sinde Zana ve Kürtler için neyi ifade ettiğini sorduk.
2009 yazında Habur girişleriyle PKK’ya silah bıraktıracak “açılım” süreci kesintiye uğradıktan sonra İmralı’da Öcalan’la devlet arasında hâlâ sürmekte olan müzakerelerin ne anlama geldiğini ve 13 Haziran’dan sonraki beklentileri öğrenmeye çalıştık.
Leyla Zana’nın değerlendirmeleri özetle şöyle:
“Kürtler eski Kürtler değil, Türkiye de eski Türkiye değil, dünya değişti. Asimilasyonun artık hayat bulma şansı yok. Sistemin gücü Kürtleri geri götürmeye yetmez. Devlet de değişti. Ben devletin değişimini 1996’larda gördüm. Susurluk olayıyla ilk defa Türkiye toplumu sistemi sorguladı. O zamana kadar devlet vatandaş tarafından kutsanmıştı. Vatandaş devlete tabi olmalı, biat etmeli, kayıtsız şartsız iradesini devlete teslim etmeli diye düşünülürdü. Tanrı kul ilişkisinin ötesinde, devlet vatandaş ilişkisi söz konusuydu.
Devlet Kürtleri istemiyor gibi bir pozisyonda. Devlet mi bölmek istiyor emin değilim. İstemeyen kim? Özcesi, bu devlet ya vatandaşın devleti olacak ya da o vatandaş devleti kendi devleti haline dönüştürecek.
Seçimlerde ne olur, hükümete ortak olur musunuz diye soruyorlar? Hayır. Biz devlete ortak olmak istiyoruz. Özerklik projesi şu anda Kürtlerin bir kısmında kabul görmüş. Bunu da statik şekilde tartışmıyoruz. İlla bu olacak diye yaklaşmıyoruz. Bütün etnik grupların kendini ifade edecekleri çoğul bir Anayasa niye olmasın.
Toplumsal bir barış beklentisi var. Dağdakileri ne yapacaksınız? Kimlik kavgası veriyorlar. Güney Afrika bunu çözmüş.”
Zana’yı umutlu gördük.