28 Şubat’ın güçlü generali Çevik Bir, Batı Çalışma Grubu soruşturmasında dönemin hükümetini “ortadan kaldırma ve görevini yapamaz duruma düşürmeye” yönelik olduğu suçlamasıyla tutuklandı.
Bir’le birlikte tutuklanan 18 emekli asker Sincan F Tipi Cezaevi’ne konuldular.
28 Şubat sürecinde Sincan’da tanklar harekete geçirildiğinde ABD’de bulunan Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, “Demokrasiye balans ayarı yaptık” demişti. Bir’in katıldığı toplantıda Refahyol Hükümeti’nin Devlet Bakanı Abdullah Gül de bulunuyordu.
Cumhurbaşkanı Gül dün “Olaylar hepimizin hafızasında” diyerek
Hollanda’ya gitti.
Sincan’da başlayan sürecin 15 yıl sonra cezaevinde son bulması anlamlıdır.
Başbakan Erdoğan, “Artık erken kalkan darbe yapamayacak” diye tarihe not düştü.
Bu nitelemeyi 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin ezdiği sol yapardı.
Gorbaçov’un Rusya’sında değişime direnen ordu Parlamento binasını topa tuttuğunda Yeltsin’in tankın üzerine çıkarak darbeye karşı koyması 1990’larda model oluşturmuştu. ABD/ CIA destekli cuntaların iktidarları devirdiği Şili, Arjantin, Brezilya’da darbelerle devrilen sol 2000’lerde seçimle işbaşına geldi.
Darbecilerden hesap soruldu.
Türkiye’de bu yapılamadı.
12 Eylül, 28 Şubat davalarının açılabilmesi AKP iktidarında gerçekleşti.
Batı Çalışma Grubu’yla ilgili belgeler savcılığa Genelkurmay’dan gitmiş.
Dava bundan sonra BÇG’nin “Milli Güvenlik Kurulu” kararlarından ne ölçüde saptığı üzerinde yoğunlaşacak. Genelkurmay brifinglerinde askerler, Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Yasası’nın 35 ve 85’inci maddelerindeki “cumhuriyeti koruma ve kollama” ile “silah kullanma” yetkisinden hareketle “durumdan vazife çıkarmışlardı.”
13 Haziran’daki brifingde açıkça “Batı Harekât Planı”ndan söz edilmişti.
Artık darbenin ayak sesleri işitiliyordu.
Erbakan çekilmezse ordu müdahale edecekti.
28 Şubat soruşturmasıyla birlikte “ABD, postmodern darbenin neresindeydi?” tartışması başladı.
Daha önce de yazmıştık.
Milliyet’in Yayın Yönetmeni olduğum o günlerde Yasemin Çongar’ın Washington’dan geçtiği ABD Dışişleri Bakanı Albrigh’ın, orduya “Anayasa dışına çıkmayın” uyarısını manşet yapmıştık. Askerler büyük tepki gösterdiler. Çevik Bir’in “Oraya da iki general mi gönderelim” dediğini öğrendim.
ABD 12 Eylül’den farklı olarak darbeye karşıydı.
Tanklar Sincan’da harekete geçtiğinde ve Genelkurmay’daki brifingde “silahlı uyarı” yapıldığında ABD Dışişleri Bakanlığı’nca Ankara’ya bildirmişlerdi.
Darbenin Türkiye’yi Batı’dan koparacağını ve Refah giderse radikal İslamcı tehlikenin artacağını düşünüyorlardı.
Askerlerin müthiş vizyonuyla 12 Eylül, “Türk İslam sentezi”nin 28 Şubat’ta AKP’nin önünü açtı.
Neyse ki artık darbeler dönemi kapandı.
Sabah kapımız çaldığında İngilizler gibi “polis değil, sütçü geldi” diye uyanacağız!