Taraf gazetesinin yayımladığı Stratfor adlı kuruluşa ait WikiLeaks belgeleri çok bildiğimiz konularda değişik görüş açıları sunuyor.

Zaten stratejik yorum da budur: Her an göz önünde olan, bildiğimiz konularda kendi başımıza geliştiremediğimiz bir değerlendirmedir. Neden biz bu değerlendirmeyi eldeki verilere bakarak yapamıyoruz? Demek ki elimizde gerçeklere uygun bir strateji, yani amaca yönelik bir eylem planı (yol haritası) yok. Meseleye (sorunun niteliğine) uygun bir teşhis koyamamışız, sorunu onun doğasından çok farklı algılayıp, tanımlıyoruz. O zaman da ne teşhis ne de çözüm için gözümüzün önündeki verilerin işlevsel bir değeri ve pratik faydası kalmıyor.

Bu durumda sorun büyüyor, kangrenleşiyor ve çözümsüzleşiyor. Çözemeyince de suçu "dış mihraklar"ın üzerine atıyoruz. Yanlış anlaşılmasın; dış mihraklar olabilir ama onların etkisi sorun çözümsüzleşince ve dış etkilere açık hale gelince artıyor. İşte o zaman bir karabasan haline gelen sorun gözümüzde daha büyüyor ve çaresizlik duygumuzu pekiştiriyor. Bu durum, çözüm çabamızı büyük ölçüde tavsatıyor. O noktadan sonra sorun bizi yönetmeye, kendi şartlarını dikte etmeye başlıyor. Bu süreç tanıdık geliyor mu? Kürt sorunu bu tanıma uymuyor mu?

İşte Stratfor araştırmacıları bizi bu gerçekle yüzleştiriyor. Taraf gazetesinin 15 Mart tarihli sayısında (s.3) PKK üyeleriyle yapılan görüşmelerden türetilen bir değerlendirme sunuluyor: "PKK tek kurşunla Türkiye'nin dış politikasını bozdu." PKK'nın ateşkesi bozma kararı bu nedenleymiş. Türkiye'nin bölgesel lider olma politikasına karşı olan örgüt, kendi varlığını vurgulamak; Türkiye'ye ve dünyaya Türkiye'nin hâlâ iç meseleleri olduğunu göstermek için silahlı mücadeleye dönmüş. "Zira Türkiye kendisini hiçbir iç meselesi olmayan bölgesel bir lider olarak göstererek diplomasisini Balkanlar'a, Ortadoğu'ya ve hatta Güney Amerika'ya kadar genişletti. Şimdi de Türkiye Gazze'yi kurtarmanın vakti geldiğini düşünüyordu. PKK, bölgesel lider görünmek isteyen Türkiye'nin dış politikada uzayan elini tek bir kurşunla kesti."

Bu açıdan bakınca, Gazze'ye eli uzanan Türkiye'yi durdurmak için İsrail; iktidarı sarsılan Suriye yönetimi; Suriye gibi bir müttefikini kaybetmek ve Irak'taki dengeleri kendi aleyhine etkileyen Türkiye'ye karşı İran, PKK'yı kullanmak istemez mi? Eğer "ister" diyorsak, o zaman suçu bu ülkelere yıkmadan önce "biz neden on yıllardır bu Kürt sorununu çözemedik" diye kendimize sormamız gerekmez mi?

Hâlâ tereddüdünüz varsa belgenin gerisini izleyelim: "PKK... Türk dış politikasının bölgedeki hedeflerini küçültmeyi ve... iç meselelere daha fazla odaklanmasını sağladı." Meselenin daha çetrefilli hale geldiğini de şu yorum gösteriyor: "PKK'nın tek bir derdi yok... Zira (artık PKK bir örgütten daha fazla bir şey) siyasal, ekonomik, idari açıdan bir yaşam düzeni... Öcalan bu sistemi ideolojisi ve düşüncesiyle yönetiyor... Hapiste olduğu doğru ancak ideolojisi ve düşüncesi hapiste değil... PKK'nın mevcut liderleri onu marjinalize etmiş değil, ayrıca tüm söylediklerini ve tavsiyelerini dikkate alıyorlar... Öcalan da Kandil'den çıkan kararlara itiraz etmiyor ve onları destekliyor."

Bu değerlendirmeden ne sonuçlar çıkartılabilir?

1- Kürt sorununu çözemeyen Türkiye ne iç istikrara kavuşabilir ne de bölgesel bir güç olabilir.

2- Zafiyetinden yararlanacak dış unsurlar olmuştur. Hep olacaktır. Sorunu onlara yıkmak çözüm getirmez, aksine sorunu anlamayı önler ve olası çözümleri erteler.

3- PKK artık silahlı bir örgüt olma boyutunu aşmıştır. Sırf şiddet ve güvenlik önlemleriyle ortadan kaldırılamaz. PKK'yı destekleyen Kürt halkı kesitinin sisteme eşit ve etkin biçimde "dâhil olması" sağlanamazsa, yarattıkları alternatif yaşam biçimi ve kurumlarıyla "ayrılmak" seçeneğini zorlayacaklardır. Kısaca hukuki ve siyasi seçenek ile uzun süreli ve silahlı seçenek arasında bir seçim yapmak durumundayız.

4- Kandil-Avrupa-İmralı arasındaki anlayış sandığımızdan daha bütüncüldür. Farklar ayrıntıdadır.

İmdiii: Bunlar bilinmeyen şeyler mi ki biz durumu şaibeli bir teşkilattan öğreniyoruz? "Hayır" diyorsak neden doğru teşhisi koyup işin gereğini yapmıyoruz? 25 yıldır sorunu inceleyen bir akademisyen olarak bu soruların yanıtlarını öğrenemedim.