PKK lideri A. Öcalan devletle anlaştığını, Kürt sorunu konusunda 'akil adamlar'dan oluşan bir Barış Konseyi kurulacağını ilan etti.
Neden böyle bir duyuru hükümet kanadından gelmiyor? Madem hayırlı bir anlaşma söz konusu, toplum bunca acıya ve kayba neden olan bir sorunun çözümü konusunda atılacak adımları bilmek ihtiyacında değil mi?
Umarım bu konsey de büyük ümitlerle başlayan ama işin niteliği ve çapı ortaya çıkınca sessizce ötelenen "Kürt/demokrasi/kardeşlik ve birlik projesi"ne benzemez. Projenin adının değişmesi ve resmi söylemle uyumlu bir boyut kazanması bile sorunun çözümünün var olan mantık ve araçlarla çözülmesinin zor olduğunu gösteriyor.
Bir de sürecin Polis Akademisi'nde başlatılması var. Onu anlamakta hep güçlük duyuldu. Bu, yine güvenlik mantığının devam ettiğini göstermesi açısından sembolik bir anlam mı taşıyordu? Yoksa devlet refleksi, başka bir seçenek mi bırakmıyordu? Bu da bir mantık ama sorunu üreten ve devam ettiren resmi görüş ve uygulamalarsa ne olacak? Ne olacağı belli oldu: "Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın sorunu vardır" noktasına geldik. Bu önermenin doğal devamı, "Bunlar da zaten tüm yurttaşlarımızın paylaştığı sorunlardır: İşsizlik, geçim sıkıntısı, sağlık sorunları vb..." Ve başladığımız yere döndük.
Barış Konseyi fikri güzel. Peki üyeleri kim olacak? Bir sürü resmi zevat içini dolduracaksa o da işlemeyecektir. Devlet katında bir yekparelik olacak ve çözümsüzlük devam edecek, kıymetli zaman yitirilecektir. PKK tarafında ise işler biraz daha karışık. Örgütün lideri, 15 Temmuz'a ötelenen "ateşkes"in bitim tarihinin, bu anlaşma ile anlamı kalmadığını söylerken, örgütün silahlı kanadından bir önde gelen (Mustafa Karasu), "Önder Apo, 'Milletvekilleri Meclis'e girmezse bu savaş ilanıdır... Kendi Kürt konseptimizi Kürt Özgürlük Hareketi'ne kabul ettireceğiz' diyorlarsa, açıkça söylüyorum çok büyük yanılırlar. Büyük şoklar yaşayabilirler." Bu sözler Fırat Haber Ajansı eliyle birkaç gün önce duyuruldu. Arkasından asker kaçırmalar ve meşum bir saldırı ile 12 askerin şehit edilmesi gerçekleşti.
Sormak durumundayız: "Bu örgütün artık hapisteki liderinden bağımsız hareket eden birimleri, kadroları mı var? Yoksa, hangi konuda devlet veya hükümet erkânı ile anlaşılırsa anlaşılsın bunlar gerçekleşene kadar baskı ve çatışmalar devam mı edecek?"
Eğer birinci taktik geçerliyse, amaç uzlaşmak ve bir devlet çatısı altında birlikte yaşamak değil, adı nasıl konulursa konulsun, ayrı bir devlet amaçlanmaktadır. Bu amaçta Apo da PKK da (ve tabii bağlı kuruluşları BDP, KCK ve DTK) fikren buluşmaktadır. Yok, eğer Apo gerçekten bir uzlaşmadan yana da PKK Ortadoğu'nun bulanık atmosferinde başka etkiler altında hareket ediyorsa, iş yine karışık ve çözüm zordur.
Barış Konseyi iyi bir projedir. Toplumun ortak aklını, mümkününü ortaya çıkarır. Ama mümkün, çözümü arayan insanların bu girişimde yer almasıyla olanaklıdır. Aynı (inkarcı ve çatışmacı) kafa ve eski (sadece güvenliği öngören) yöntemlerde barış sağlanamaz. Bu, memurların işi değildir. Barış Konseyi'nin dengeli, açık fikirli, dünya tecrübesi olan üyeleri, deneyimli yabancı danışmanları olmalı, farklı dünya tecrübelerini sürece taşımalıdırlar.
Mümkünse konseyin ne zaman kurulacağı ve yapısı Meclis tatile girmeden önce açıklanmalı ve PKK'dan kanlı saldırılarını durdurması kesinlikle talep edilmelidir. Durdurmuyorsa, onun barış istemediği ortaya çıkar. O zaman "PKK'ya rağmen barış"ı Kürt halkıyla yapmaktan vazgeçmemelidir. Barış hem Kürtler'in hem Türkler'in Türkiye'si için elzemdir.