Haftanın hayhuyundan uzak olmasına özendiğimiz pazar günü için farklı bir konu ararken bir yakınım, "Neden insanın bireysel mutluluk arayışı üzerine yazılar kaleme almıyorsun hafta sonları" diye sordu.

Makul geldi. Kısmetim de açıldı; iki arkadaşımdan farklı ve birbirini tamamlayan iki yazı geldi. Yazılardan ilki Prof. Yankı Yazgan'ın, ikincisi de şair Can Yücel'in aynı kıvamdaki şiiri. İkisini harmanlayarak, birincisinin önerilerini kalın italik, ikincisinin mısralarını ince yazı ile sunacağım.
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama,
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, "ohh ne güzel yine uyandım" diye sevin...
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...

Güneşin batışını ve doğuşunu izle. (İçinde yaşadığımız doğanın varlığını hissetmek için iyi bir yol[dur bu.)

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin...
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki silüetin...
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden.
Bugüne gelecekten baktığında bugün yaşadıklarını nasıl hatırlayacağını tahmin etmeye çalış. (İnsanlar geçmişi o sıradaki hislerinden daha olumlu hatırlar...)

Sürüncemede bıraktığın herhangi bir işin ilk bölümünü yap.

Bugün eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle...

Yapmayı tasarladığın işe kafandaki bitmiş halinden başla; süreci geriye doğru sararak adımları belirle. (Sürecin değişik yöne gitme olasılıklarını daha iyi görmeni sağlar.)

Gün ilerlediğinde bir güzel kahve ısmarla kendine,
Seni mutlu eden sesi duymak için "alo" de.
Karşıt görüşte birisinin fikirlerini dinle, benimsemeye çalış. Şikâyet eden birisine kulak ve hak ver ki seni harekete geçirsin.

Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık,
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak,
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa,
Çocuk görürsen yanağından makas al.
Yapsam mı acaba diye tereddüt ettiğin bir şeyi yap. Uzun süredir aramadığın birisini aramak aklına geldiyse ara, ihmal etme; ziyaret etmen iyi olur diye düşündüğün bir aile büyüğünü ziyaret et.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun...

Gideceği yer yolunun üzerinde olmasa da birisini (araban var ise) evine bırak... Yapmak zorunda olmadığın bir şey yap. (Pek hazzetmediğin bir iş arkadaşınla yürü.)

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun...
Saklama tabakları, bardakları misafire,
Sizden ala misafir mi var bu dünyada?
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
Vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyfe keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının...
Gece evinde, dostların olsun, sohbetin yemeğin, kahkahan olsun...

Vücudunu ve ellerini kullandığın işlere zaman ayır; bulaşık yıka, yerleri fırçala, kitapların tozunu al, bahçe çapala.

Roman oku; başkalarını anlamayı öğrenmek, onların dünyalarını keşfetmek, farklı perspektifler edinebilmek için eşsiz bir fırsattır.

Arkadaşım hayat bu, daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

Evet önce sağlık, sonra afiyet. Afiyet sadece boğazdan gelmiyor. Akıldan ve gönülden de geliyor. Umarım kendimizi olduğumuz gibi görüyor, olayları ve "diğerlerini" kuşku ve korkularımızla değil oldukları gibi değerlendiriyoruzdur. Onları yakından tanısak benzerliklerimizin farklılıklarımızdan ne kadar fazla olduğunu görürüz. Bunun için de empati yapmak, yani gönül gözümüzün açık olması lazım. İyi pazarlar.