Bugün 28 Şubat müdahalesinin 15. yıldönümü. 28 Şubat’ın ‘Bin yıl devam edeceğini’ düşünenlerin beklediklerinden farklı bir Türkiye’deyiz bugün. Bazı alanlarda önemli demokratik kazanımların elde edildiği, birçok alanda ise demokratikleşmenin milim ilerlemediği, atılan adımların sonra tırpanlandığı bir 15 yıl yaşadık.
Bırakalım ileri veya katılımcı demokrasiyi, klasik bir muhafazakâr demokrasi rejimi bile yerleşmedi. Hapishanelere tıkılan insanlar, susturulan gazeteciler değil bunun yegâne göstergesi. Otoriter zihniyet ve pratiklerde, milliyetçi reflekslerde süreklilik var. İdris Şahin, bu sürekliliği anlamamız konusunda bir nimet. Söz konusu Türklük olunca gerisinin teferruat, karşıdaki düşman gâvur olunca insanlığın edebiyat olduğu anlayışında sergilenen bu sürekliliği hükümet içinde en güzel o temsil ediyor. Azerbaycan’ın mali, milliyetçilerin militan desteğiyle düzenlenen Hocalı katliamının yirminci yılını anma mitinginde, “Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” türünden nezih pankartlara bakarak konuştu. “Bugün Taksim yarın Erivan, bir gece ansızın gelebiliriz” pankartını görünce sesinin tonu yükseldi. “Ermenistan yok olsun” ya da “Bozkurtlar burada, Hrantlar nerede?” sloganlarından rahatsız olduğuna dair bir emare göstermedi.
Bu sloganlar gibi, Bakan Şahin’in konuşması da muhafazakâr basında ayıklanmış biçimde yer aldı. “Hocalı katliamı bize bizden başka dost olmadığını öğretmiştir. Bugün Türk milletinin sadece ve öncelikle tek dostunun kendisi olduğunu öğrendik” dedi Şahin. “Türk milleti yaşadıkça o kanın hesabı yapılacağını ve hesabının sorulacağını” ilan etti. Ardından, Başbakan Erdoğan önderliğinde, 21. yüzyılı Türk dünyasının yüzyılı yapacağını söyledi. Taksim Meydanı’nda sergilenen Türk dünyası prototipine bakınca, bakanın iddia ettiği gibi, bunun dünyaya, barış, insanlık, adalet, vb. değerleri getireceğine inanmak zordu. Bu değerler açısından dehşete kapılmamak elde değildi.
İçişleri Bakanı bu meydanda böyle bir mitingin yapılacağını tahmin edemeyip, tuzağa düşürülmemişti. Mitingden üç gün önce, Bakü’de Azerbaycan diktatörü Aliyev’le buluşmuştu. Çoğumuzun hicap ve öfke duymasına neden olan Radikal’de üçüncü sayfada ve neredeyse bütün gazetelerde yer alan tam sayfa ilanı, sokak afişlerini ve mitingin düzenlenmesini mi konuştular bu görüşmede? Ve miting sonrasının pazarlığı mı yapıldı?
İnsan, 28 Şubat’ın milliyetçi zihniyeti bugün iktidarda olsaydı, aynı mitingi düzenleyecekti diye düşünüyor. Süreklilik bununla sınırlı değil. Uzak bir hatıra olduğuna inanmaya başladığımız ‘tek reis’ fikrini de Şahin birkaç ay önce bize hatırlatmıştı. AKP’nin kurucu üyesi olan, yıllarca genel sekreterliğini yürütmüş, üç dönemdir milletvekili ve şimdi İçişleri Bakanı olan bu şahıs, “Türkiye’de çok genel başkan var, lider olmaya çalışan var. Ama hem lider, reis, genel başkan, hem de başbakan tek” demişti.
Adalet konusunda da İdris Şahin’i dinlemek insana hep aynı Türkiye’de yaşadığımız güvenini veriyor. “Mahkûmiyet kararı çıkana kadar herkes şüphelidir!” cümlesini değme 12 Eylülcü veya 28 Şubatçı akıl edemezdi. “Bizi rahatsız eden olursa, onların da icabına bakarız” sözü ise kulaklarımıza o kadar aşina ki. Kenan Evren aforizmaları arasında yer almaya layık, “Hangi özgürlükten bahsediyorsun? O zaman tutuklanınca da şikâyet etme, özgürlük yoksa dışarıda, farkı yok içerinin; demek ki var dışarıda özgürlük” aforizması da öyle... İşte bu zat, Taksim’de, “Türk milletinin insanlığa ders vermiş bir millet olduğunu” iddia etti. Bu nasıl bir derstir diye merak edenlere, ırkçılığın, nefret söyleminin zirve yaptığı bu mitingi gösterdi: “İstanbul, Taksim bu kadar yürekli, onurlu, kararlı, sevgi dolu, kardeşlik içinde bir mitinge sahne olma[mıştı]”!
Terör örgütünün arka bahçesinin sanat eseri, şiir, roman olabileceğini teşhir etmekle maruf bu şahsın, hükümette yer almasının bir ‘marangoz hatası’ olduğunu düşünmek mümkün. Ama bunun sadece hata olmadığı, ürünün niteliklerinden birini oluşturduğu yönünde de epey işaret var.
Bugün Ergenekon davasının Veli Küçük ve avanesi türünden sanıkları, yattıkları hücrede, otuz yıl önce hapishanede hayıflanan ülkücüler gibi, “Fikirlerimiz Taksim’de, biz hapisteyiz” diye herhalde hayıflanmışlardır.