Kışlalarda askerlerin koşarken, yani koşturulurken söylediği, yani söyletildiği “Kadını aşağılayan” şarkı, türkü kaldırılmış… (Ceyda Karaaslan’ın haberi)
“Güçlü ordu, güçlü Türkiye” ile “Her Türk asker doğar” diye koşturulacakmış; “Güçlü Türkiye’nin maddi açıdan güçsüz ama manevi açıdan güçlü çocukları”!
Fakat Sayın Bakan Fatma Şahin, Sayın Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel…
“Asker” yani “erkek” doğmayanlar da böylece yüceltilmiş mi olacak?
Etnik kökeni farklı olanlar ne olacak?
“Güç” öncelikle silahla, erkeklikle tanımlanıp Türkiye ancak sonraki, adeta türevi sayılınca, Türkiye ne olacak?
Cennet vatanın sıvasız evleri, o haneleri sıvayan onca yoksulluk, o hanelerin binlerce şehit, ölü, kayıp çocuğu ne olacak?
Hala çok yerde, başı örtülü kadınların, Türkçe konuşamayan yoksul anaların (oğullarının şehit düşüp toprağa verildiği tören saatleri hariç) aşağılanması ne olacak?
Ne olacak milletin ciddi kısmının, odur, şudur, budur diye küçümsenmesi?
Ne olacak, tarihin ırk, üstünlük, erkeklik, silah ve askerlik ve elbette rütbe üstünden anlatılması?
Ne olacak, “asker doğmuş ve asker olmuş Türkler”den diskoya tıkılanlar, dayak ve işkenceyle canı alınan Uğur’lar?
Ne olacak, “Türkiye’de doğan ama Türk doğmayan”, fakat “vatandaşlık görevi” diye alındığı askerlikte “asker doğmuş bir arkadaş”ın silahıyla öldürülen Sevag’ın hukuku?
Ne olacak, aşağılandığı için intihar etmiş onca çocuk; aşağılanmaya ve askerlik dayatmasına itirazı var diye hapsedilmiş onca insan?
Ne olacak, katı hiyerarşi, baskı, korku, tabular yüzünden gıkı çıkmadan her şeyi kabullenmiş binlerce genç ile anaları?
Ne olacak, “asker doğmuş, asker olmuş, 20-25 yıl askerlik yapmış Türkler”den, asttı, alttı diye aşağılananlar?
Ne olacak, servis otobüsünde bile, ABD’de “siyahlar”ın otobüste arkaya atılmasına itiraz ve isyan eden Rosa Parks’tan 60 yıl sonra dahi arkaya sürülen, öndeki boş koltuklara oturtulmayan eşleri, çocukları?
Ne olacak, alttaki askerin karısı diye, bir çay içimlik tesisten dahi kovalanan kadınlar; plajlı kampa alınmayınca tel örgülere, elektrik hatlarına takılıp can veren “sıvasız evlerin apoletsiz Memetleri”inin Emrah çocukları?
Ne olacak, “asker doğan ve 15 yıl mecburi hizmete mahkum edilen” onca askerin bu köleliğe için için isyanı, bu esaretten firar etmiş onca subayın, astsubayın hayatı?
Ne olacak, aşağılanan tüm sivil askeri memurlar arasındaki binlerce kadının da iki misli aşağılanması?
Hadi “Yaylalar”ı hallettiniz; “ovalar, dağlar, bayırlar, çayırlar” ne olacak?
Zorbalar, zorlalar…
Her 10 kişiden biri zorla evlendiriliyormuş. (Burcu Çalık’ın haberi)
Herhalde istemediği biriyle manasında.
Hakikaten 10’da bir ise, geri kalan 9 kişiye mutluluklar dilerim!
Epey yol alınmış demektir!
9 çiftin mutlu Türkiyesi mutlaka diğerini de kurtarır!
Bir de “zorla evlendirilmeyen” var. İstediği zaman, istediği kişi, aşkı, sevdası engellenen veya imkan bulamayan.
Evliliği zorla geçen, zorla itaat eden, boyun eğen, “zorla evli kalan” var; ezilen, geçim kaynağı olmayan, korku, tehdit, şiddetle kuşatılmış; ailenin reddi, namus belası, konu komşu dedikodusuve aşağılaması hep ensede kılıç, ayakta pranga, yürekte yara kadınlar.
Zorla okutulmayan, zorla istemediği okula istemediği işe koşulan, zorla çalıştırılmayan, zorla çalıştırılan, zorla fazla çalıştırılan, zorla işyerinde tahakküme, tacize uğrayan, zorla her şeye razı olan, zorla tecavüzde zorla rızası var denen, zorla intihara sürüklenen, zorla saçından sürüklenen, zorla maruz kaldığı şiddet zorla mazur görülen, zorla eşinden ayrı düşürülen, zorla evladı, sevdiği alınan, kaybedilen, zorla susturulan…
Düşüneceği düşünmeyeceği, inanacağı inanmayacağı, kimliği kimliksizliği, giyeceği giymeyeceği, gezeceği göreceği görmeyeceği, umudu, hayali, kırıklıkları, kırgınlıkları, kırılma anları, paramparça ruhları hep zorla belirlenenler…
Zorla, bir hayatı ölüm gibi yaşamaya, bir ölümü hayat gibi beklemeye mahkum edilenler var!
Onda bir, onda da bir…
Şunda da!
Zorla güzellik olmasa da…
Zorla çirkinlikten bol ne var!