Savaşlar da böyledir.

Forsaları birbirine kırdıran felaketler.

Ölmeye, öldürmeye, öldürülmeye; daha çocuktan bunları bellemeye, sindirmeye, bağırmaya, kabullenmeye alıştırılan köleler.

Maça ölmeye ölmeye…

Yola ölmeye ölmeye…

Köprüye ölmeye ölmeye…

Binalara ölmeye ölmeye…

Çadıra ölmeye ölmeye…

Okula ölmeye ölmeye…

Askere ölmeye ölmeye…

Pusuya ölmeye ölmeye…

Mayına ölmeye ölmeye

İşe ölmeye ölmeye…

Cennet vaat edilen hayat cinnet kaynar.

Kendi cinnetine, kendi cinayetine, kendi katiline, kendi katline yazılır.

Kader diye yersen…

Kader de seni yer bitirir!

 

***

 

Madem ki bu iş böyledir; aynıdır…

Madem ki öyledir, de ki, önceki yazı da sonrakine aynadır.

Ölmeye ölmeye gönderilene, boynu eğdirilen ve eğene, şantiye çadırında, maden derininde, atölye alevinde, kışla taliminde, kamyon kasasında, tersane gazında, bu hayatın yazında, ayazında canı çıkanlara, can verenlere, canını alanlara, canı alınanlara saygıyla.

Dört yıl önceki bir yazıdan dört yıl sonraya:

(O gün bir tersanede, geminin filikasının sağlamlığını test etmek için, filikaya çuval muval değil, canlı canlı işçiler konmuş, filika sallanmış, kopmuş, denize saplanmış, işçiler suya karışmış, üçü boğulmuştu. Bugün de, gaz ülkesinde ölçümsüz gaz infilak etti):

 

***

 

Öyle buyurmuştu tersane işverenleri şeyi:
Hepimiz aynı gemideyiz!
Aaa bir baktık, filikada onlar yok!
Fazla çuval masrafı olmasın, roller daha hakiki olsun, boğulmaya aday olanlar nasılsa alttaki figüranlardır, sayıyla mı verdiler kürek mahkûmlarını diye düşünülmüş olmalı ki...
Baskılar, korkular, işsizlik tehditleri, taşeron silleleri altında hiçbir ipe, hiçbir halata, hiçbir palamara, hiçbir zincire Hayır diyemeyecek hale getirilmiş işçilerden 19'unu...
Birbirlerine bağlayıp...
Sallayıvermişler gemiden aşağı, filika sağlam mıdır, bakıvermek için!
Değilmiş.
İşte bu kadar! Filika yine de kurtuldu, üç işçi boğuldu.
Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur diye yazmıştı, Manifesto!
Zincirledin mi birbirlerine, bir de canları vardı kaybedecek.
Susturdun mu, bir filikada kıstırdın mı, adlarının mübarek Ramazan diye konmasına bakmadan, bir bayram daha görmeden, boğulacak son nefesleri vardı.
Çünkü sermayedarsızlık olmasın diye şımartılmış sermayedar arsızlık, gemiyi kızağa ve gemi azıya aldı, sonunda bunu da yapabildi!
Buna serbest piyasa ekonomisi deyip durdular.
Buna muhafazakar ahlak da dediler.
Buna demokratik, laik, sosyal hukuk devleti diyorlar.
Buna cumhuriyet diyebiliyorlar.
Buna adalet ve kalkınma da demişlerdi.
Buna sosyal demokrat taşeron da eklemişlerdi.
Buna diyemedikleri şu:
Kâr hırsından kudurmuş patron ve taşeron vahşeti!
Öyle yazacak filikanın kıçında:
Patron Vahşeti
Tuzla
İstanbul.
Bir de bayrak.
Hep ona sığınıverirler ya!
Kerteriz alırken borsaları, unutmazsa filikadaki forsaları, şunu da ekleyecek insaniyet tarihi:
İnsanların ölümüne tükürüveriyorlar.
O tükürükleri deniz oluyor, boğuyor.
O küstahlıkları dehliz oluyor, yutuyor.
AKP'li, MHP'li patronlar, CHP'li taşeron el ele...
İşçi dolu filikalar denize!
Bakın bu kaza ama kaza değil.
Orası tersane ama sadece tersane değil.
Dipsiz Kuyu'da dilim döndüğünce sık yazmaya çalıştığım, ama binlerce insanın, yazı ne kelime, yaşadığı, öldüğü bir sistem var:
Köleci piyasa!
Başı dönmüş tersaneden, çok çağdaş bankada bedavadan çok fazla ve haksız, hukuksuz çalıştırılan baya, bayana...
Aşırı mesaide bunalmış polisten temel anayasal hakkı teslim edilmeyen gazetecilere...
Büyük mağazada en az 12 saat ayakta dikilen; insani ve mesleki hakları verilmeyen tezgâhtara...
Ordudaki tahakküme; en ücra madenden, her köşedeki inşaattan göğe ermiş kulelere, plazalara...
İnsan hakları her gün çiğneniyor, Anayasa her gün deliniyor.
Sıkıştılar mı, aynı gemideyiz oluyor.
Ve sonra gemileri gidiveriyor...
Filikasını sallamış, sintine niyetine boşaltıvermiş dibe:
Üç işçi birden, üç ceset daha...
Forsaların cesetleri otopsiye gönderiliyor...
Öldüren sistem serbest, aramızda dolaşıyor!