NASA'da Renklerini Beğenmedikleri İnsanları Ayrı Tuvalete İşetiyorlarmış

Size bir film anlatayım mı?

Adı "Gizli Sayılar".

Bir Amerikan filmi.

Üç sıra dışı kadının yaşam hikayesi anlatılıyor.

Bu kadınları sıra dışı yapan şey; renkleri farklı Amerikan vatandaşı olmaları, zeka düzeyleri normal insanlardan çok yüksek ve NASA'da çalışıyorlar. Üstüne bir de kadınlar. Evliler, çocukları var, sevişmeyi de seviyorlar yani çocuk yapmışlar. Pardon birinin kocası ölmüş o da annesiyle yaşıyor. Kadının çocuklarına bakıyor annecağız. Dahi kadınımız da sokağa çıkıp tüm sefil insanlarla uğraşmak zorunda kalıyor.

NASA çalışanları, sokaktaki insanlardan farklı değil. Orada da renklerini beğenmedikleri insanları ayrı tuvalete işetiyorlar. Kahve makinasına dokundu diye üzerine etiket bile koyuyorlar, bundan o kadın içiyor, karıştırmayın diye.

1960'lardaki bu dönem hikayesinde bu yetenekli zeki kadınlar NASA'da hesap makinası gibi kullanılıyorlar. Çünkü o zamanlar henüz bilgisayarlar yerleşik düzende yeterince alan kaplamıyor. O yüzden bu zeki insanları bu bölümde kullanıyorlar.

Büyük resmin tamamlanması için bitmesi ve içinden çıkmanız gerekir.

İşte ABD bu üç kadının hikayesini neden şimdi çekmeye karar vermiş, kestiremedim. Çünkü hala orada masum insanlar öldürülüyor. Sırf renklerinden dolayı, polis asfalta yapıştırıp öldürüyor. Ya da direksiyonun başında aklını başından alıyor.

Filmdeki üç kadın, yapılan zulümlere hiç aldırmıyor.

Hayatlarına devam etmelerinin sebebi doğduklarında renklerinin siyah olması ve durdukları yerin alternatifsiz onlara dikte edilmesi belki de.

İki ayağım var, onunla yapacaklarım belli, dört ayaklı hayali kuracak kadar salak değilim modundalar.

Salak hiç değiller zaten. Fazla akıllı olmak böyle bir şey belki, önlerine set çekmeye çalışanlara aldırmadan doğru bildiklerini yapmaya devam ediyor bu kadınlar.

Bir tanesi mühendis olmak için üniversiteye başvuruyor. Kabul edilmeyeceğini biliyor, nihayetinde üniversiteyi mahkemeye veriyor. Onu okula alsınlar.

Hem zenci hem kadın, bir de NASA'da mühendis olacak, yuh diyorlar.

O, hakimin yanına gitmek için izin istiyor ve diyor ki, siz şunlarda şunlarda ilksiniz, şayet benim okula girmeme izin verirseniz, üniversiteden mezun ilk kadın NASA mühendisi olacağım ve siz, bunda da ilk olacaksınız.

Hakim gülümsüyor, beni araştırmışsın diyor, kadın yani diye gözlerini deviriyor, akşamları gireceksin derse diyor, hakim.

Beyaz insan ne kadar meşrebince yırtınsa da siyah kadın, insanoğlunun uzay macerasının bir köşesinden tutmayı başarıyor.

Bu filmin etkisinin bana daha derinden çarpmasının sebebi, şu Pendik minibüsünde hiç tanımadığı kızın suratına çat diye, vurup kaçan oğlanın beden dilindeki sefil kendine güven. Seyrettiğim zaman bunun bir provokasyon unsuru olduğunu düşündüm. Çünkü böyle gerzekçe bir şey ancak kurgu olabilirdi. Ancak video yayımlandıktan sonra devam eden olaylar, kadınların sokağa çıkması, açıklamalar falan sahici bir gerzekliğin parçası durumuna düşürüldüğümüzün kanıtıydı.

Yazmak istemedim bu konuda, çirkin bir konu, o oğlanın, şap diye vuruşundan sonra peşinden giden olmak ve ağzını burnunu kırmak isterdim.

Yazmak beni kesmiyor, dahil olmakta istemiyorum.

Yaşamadığımdan değil.

Yaşamak istemediğimden.

Bisiklete binmeyi seviyorum. Senelerce sahilde bisiklete bindim. İstikrarlı binerseniz, kilo veriyorsunuz, güzel bir poponuz, açılmış bir nefesiniz oluyor. Üstelik ruhunuza kattığı neşe de cabası.

Kalabalık bir hafta sonunda bisiklet yolunda giderken aniden fren yapmak zorunda kalmıştım. Önüme çıkan adam, sanki kulağıma fısıldar gibi ah demişti, canın yandı mı? Ne sızlamıştır şimdi.

O söyleyene kadar, ani frenlerimde canımın yanacağını, hiç onun kadar dert etmediğimi fark etmiştim.

Mevzularımız utanç verici olabilir. Ben ne zaman utansam utancımın kibrimden kaynaklandığını düşünüyorum. Sonra diyorum ki kendime, kabul et. Merhamet et ve onar.

Bu evlat olsa sevilmez durumların da rahme düştüğü ortamlar var elbette.

Herkesi anlamak zorunda değiliz.

Ancak küçümsemek, hor görmek bizi hiç birinden uzak tutmuyor.

Kuzenim aradı dün telaşla, biliyor musun dedi, bizim sokakta bir kadına fiziksel şiddet uygulamışlar. Adamın teki kırmızı ışıkta geçen dalgın kadına kızmış, inmiş arabasından kadının yüzüne indirmiş yumruğu, kadın kalkmaya kalkınca bir yumruk daha indirmiş. Yardıma koşmuş bir adam, sinirli şoför ona da vurmuş bir tane. Sonra da binmiş arabasına çekip gitmiş adam.

Olaya şahit bir de kadın var trafikte, arabada kocasının yanında oturuyor. Caddenin ortasında bir kadının adam tarafından çaat çat diye yumruklanmasını aile kavgası olarak tanımlıyor, sonra yabancı bir adama da çakıyor adam bir yumruk.

Hee diyorlar ailecek, adam çıldırmış.

Hepimizi, bilerek ya da isteyerek olmasa da çıldırtıyorlar. Böyle dönemlerde orjinal hisleri korumak zordur.

Mesela dalgın kadın, üzerine yumruk atmak için gelen adama, dur dur gel bir omzuna dokunayım güzel kardeşim. Sarılayım sana, al bu öpücükte omzuna gelsin, yükün hafifler dese, adam korkudan altına işer.

Delilik bir sanrı gibi, hapşırık gibi bakanı, duyanı girdabına çeker.

Tek bir hareketle geri çekilmenin formülü de arada bir durup, bir taşın üzerinde oturup koşanların arkasından bakmaktır.

Güzel günlerde iyiliklere vesile olacak görüşmelerimiz olsun.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >