Nusaybin’de yaşayan 9 yaşındaki Mehmet bir mektup yazmış Yeni Özgür Politika gazetesine. Geçmişte yaşadığı bayramları anlatmış. Kardeşleriyle birlikte nasıl şeker topladıklarını sonra bir odaya kapanıp nasıl onları saydıklarını.
 
Her oyunun bir mevsimi varmış. İlkbaharda misket oynarlarmış. Kış mevsiminde çivi oyunu..
 
Sokağa çıkma yasağı olduğu için okula gidememiş. Oyun oynayamamış bu sene.
 
Eskiden bahçeleri varmış. İncir, nar toplarlarmış. Koyun alırmış babası. Tavukları koştururmuş bahçede.
 
Şimdi hepsi ölmüş.
 
Gerillaların kullandığı tüm silahların adını biliyor Mehmet.
 
Bir gerilla onlara ceviz vermiş. Ama onu askerler öldürmüş.
 
Mehmet’in mektubunu okurken bu sene Boğaziçi Film Festivali’nde izlediğim bir belgesel hemen gelip aklımın bir köşesine yerleşti. O belgeseli izlerken hissettiğim duygular ile Mehmet’in mektubunu okurken hissettiğim duygular neredeyse tıpa tıp aynıydı. Genç bir Filistinli çekmiş belgeseli.
 
Filmin adını unuttum. Orada Filistinlilerin ilk direnişini anlatıyordu. İsrail işgal etmeden önce onların hayatına burnunu sokmuş. Demiş ki bundan sonra sütünüzü bizden alacaksınız. İnek yetiştirmek yok. İsrailli bir şirket satıyormuş sütlerini. Filistin halkı da kaçak göçek yollardan köye inek getiriyor onları sağıp geceleri sütlerini evlerin kapısının önüne bırakıyorlar.
 
İsrail bunu bir isyan sayıyor. Ve inekleri de vatan haini. Duvarlara resimleri asılıyor. Aranan azılı suçlu olarak. Bunların hepsi gerçek.
 
Zamanla İsrail askerleri ile Filistin halkı ve onların inekleri arasında bir kovalamaca başlıyor.
 
İsrail askerleri sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerinde Filistin halkı balkonlarda mangal yakıp aynı müziği tüm evlerde hep birlikte çalarak eğleniyor. Balkonlarında dans ediyorlar.
 
Mehmet’in mektubu bana Filistin halkını hatırlattı.
 
Mehmet sokağa çıkma yasağı yüzünden okula gidememiş.
 
Belgeselde o günlerde İsrail askerleriyle sokak çatışmasına giren onlara kafa tutan Filistinli gençler yaşlanmış anılarını anlatıyorlar. Şimdi hepsi birer doktor, avukat, eczacı olmuşlar.
 
Gençtik diyorlar, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjimiz vardı. Ve haklıydık.
 
Gerçi her ne kadar PKK’nin hendek savaşı Filistinlilerin süt inek direnişi kadar masum değilse de sonuçta masum insanlar savaştan ve çatışmadan aynı şekilde etkilenir.
 
Savaşın sıradan insanlar üstündeki etkisi her yerde her kültürde aynı.
 
Oysa hayat güne her gün uyanmak kadar sıradan ve muhteşem, kahvaltıda ekmeğine yağ sürmek kadar olağan, işe gitme telaşı kadar masum olmalı.
 
Kimsenin bulandırmasına izin vermemeli ama nasıl?
 
Mehmet büyüdüğünde çocuklarına bayramları anlatacak. Belki de en çok ölümü. Ya da hiç bahsetmez ölümden. Çocuklarının bıkana kadar oyun oynayacağı bir hayat yaşamaları mücadele eder.
 
Yarım kalan oyunlarını onlarla oynar belki de.
 
Kendiyle birlikte, bildiği yaşadığını tahmin ettiği herkesin aynı huzurla uyumaya gitmediği bir Dünya’nın eksik olduğunu öğretir çocuklarına, ona çocukluğunu zehir eden büyüklere inat.
 
Güzel günlerde görüşelim efendim.